Engelli Sporu Sisteme Oturmalı

Engelli Sporu Sisteme Oturmalı

Neslihan Kavas, Engelli Masa Tenisi Milli Takımının en başarılı sporcularından biri. Beş Avrupa şampiyonluğu, Paralimpik oyunlar bronz ve iki gümüş madalya sahibi sporcu Neslihan Kavas ile dolu dolu bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

Bize kendinden bahseder misin? Neslihan Kavas kimdir? Masa tenisi ile tanışması nasıl gerçekleşti?

1987’de Eskişehirde doğdum; liseye kadar eğitimime Eskişehir’de devam ettim. Ege Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümünü bitirdim. Engelim, doğuştan çift taraflı kalça çıkığı. İki aylıkken tedavim başladı, 4 yaşına kadar çeşitli ameliyatlar geçirdim. Çocukluğum hastanelerde geçti. Hatta ameliyat sonrası hep hediye oyuncaklar geldiği için anneme, “Ben yine ameliyat olmak istiyorum” dermişim.

 

İlkokulda futbolu çok seviyordum, erkeklerle sınıflar arası turnuvalarda oynadım.  DSİ lojmanlarında oturuyorduk. Lojmanlarda imkânlar daha farklı oluyor.  9-10 yaşında dışarıda futbol oynarken DSİ Bent Spor’un hocası Ziya Öner beni gördü yanına çağırdı. Masa tenisine başlamamı tavsiye etti. Ertesi gün gittim ve bir daha masa tenisini bırakmadım.  DSİ Bent’te minik, yıldız gibi süreçler vardı. Çok çalışıyorduk  özellikle yazın günde üç antrenman yapıyorduk. Onun da ilk hocalık dönemiydi biz de ilk sporcularıydık, o yüzden daha hırslıydı. Çok çalışmanın ardından dereceler almaya başladım. Türkiye’de ilk üçe girmeye başladım. Bu derecelerden dolayı Eskişehir Özel Çağ Fen Koleji bize burslu olarak okula başlattı. Sporun eğitim hayatıma da destek olması farkındalığımı artırdı. Yedinci sınıftan itibaren lise sona kadar orada okudum. Onların kulübünde oynamaya başladım. Bir dönem ayağımda bir sorun oluştu ve derecelerim olmasına rağmen milli takım antrenörü beni takıma almadı. Ancak ilahi adalet diyeyim 2000’de Türkiye Bedensel Engelliler Federasyonun kurulmasıyla beraber 2003’de ilk engelli turnuvama katıldım. Branş çok yeniydi. Eski masa tenisçilerden  Diş Hekimi Engin Avcı bu işi araştırmıştı ve Türkiye’ye klasifikatör getirtmişti.

Klasifiksayonum yapıldı, o sene de yurtdışındaki ilk turnuvam Zagreb’teki Avrupa şampiyonasıydı. Tabii oraya da bilinçli bir şekilde hazırlanarak gitmedik. Takımın tek kadın sporcusu ve en küçüğü bendim. Avrupa üçüncüsü oldum. 2004’te de Atina Paralimpik Oyunları vardı ama kota için fazla bir zaman yoktu. Sistemi daha bilmiyorduk. Haziranda ilk turnuvama katılmışım dolayısıyla dünya sıralamasına girmek o kadar çabuk olmuyordu. Aralıkta Güney Afrika turnuvası vardı; kota için maç maç hesap yapıyorduk. Neyse ki Wildcardla davet aldım. Hem organizasyon hem de ülkelerin bakış açısı anlamında Paralimpik oyunların bu kadar önemsendiğini, bir sporcu için çok şey ifade ettiğini orada gördüm. Acemiliğime denk geldiği için derece elde edemedim zaten. 17 yaşındaydım. Biz yeniydik, federasyon yeniydi, spor bakanlığı da yoktu.

Bugüne kadar hangi başarıları elde ettin?

2007, 2011, 2013, 2015 ve 2017’de Avrupa şampiyonu oldum. Atina’dan sonra Paralimpik oyunlara bakış açımın değişmesiyle 2008’e daha ciddi hazırlandım ve bronz madalya elde ettim. 2012’de Londra’da takımlarda da yarışabildik. Takım olarak gidebileceğimiz için daha profesyonel hazırlandık. Orada final oynadım 3-2 kaybettim, 2-1’den 3-2 maçı verdim. Takımlarda Kübra Korkut ve Ümran Ertiş’le beraber final oynadık. İnanarak başarıları elde ettik. 2016 Rio’da grubumda iki Çinli bir Brezilyalı vardı, Çinliye talihsiz bir şekilde yenildim.

Dünya şampiyonluğun yok sanırım?

Dünya şampiyonasında derecem bile yok.

5 Avrupa şampiyonluğu, Paralimpik oyunlarda da 2 madalya kazandın. Dünya şampiyonluğu için üzerinde bir baskı oluşturuyor mu?

Tabii ki. Baskı hiç bitmiyor ama onun bilincinde olunca rahatsız etmiyor.

Nasıl bir hazırlık süreci yaşıyorsun?

Turnuvalara yakın olduğu zaman kamplarla başlıyor. Her yıl büyük bir turnuva olduğu için sürekli hazırlık içinde oluyoruz. Onun dışında süper ligde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kağıtspor’da oynadığım için yılın sekiz ayı turnuvalarla geçiyor. Kendimizi diri tutma durumundayız bu yüzden. Kamp dönemlerinde çift antrenmanları daha fazla yapıyoruz. Onun dışında kondisyonumuza dikkat etmeye çalışıyoruz. Ankara’da bir antrenörle çalışmıyorum; açıkçası kendim koşturuyorum, arada maç için başka şehirlere gidiyorum . Ankara’da altyapısı olup da her gün antrenman yapılan bir salon da bulamıyorsunuz. Ankara’nın bu anlamda eksikliği var, ben de bu eksikliği farklı şehirlere giderek kapatıyorum.

Masa tenisisi en başarılı branşlardan biri. Bir jenerasyon yakalandı. Başarının temelinde ne yatıyor?

İlk federasyon açıldığında o zamanki başkan hep bizim lokomotif branşımız basketbol diyordu. Çünkü basketbol bu işin daha evveline dayanıyor. Ancak 2006 yılında altyapı çalışmasıyla beraber atağa geçtik. Ben 2003’te başlarken en gençtim şu an en yaşlısıyım. 30 yaşındayım. Bu altyapıya bağlıyorum ve hocaların özverili çalışmalarına. Biliyorsunuz Türkiye’de kimse size durduk yere gelmez, sizin bir şeyleri kovalamanız lazım. O zaman da İlhami ve Yusuf Hocalar Doğan Çağlar Ortopedik Engelliler Okuluna giderek orada yeni bir çalışmaya başladılar. O okulun avantajı yatılı olmasıydı. Daha doğrusu o arkadaşlar orada kaldıkları için onları evinden almak getirmek gibi bir zorluk da yoktu. O zamanlar başlandığında ben beş altı yıllık oyuncuydum. Avrupa üçüncülüğüm vardı. İlk gidilen turnuvalarda set alındığında sevinilirken bugün madalyanın rengini tartışıyoruz. Bu tabii çok mutluluk verici.

Engelli sporunun gelmiş olduğu noktayı genel anlamda nasıl değerlendiriyorsun? Karar verici bir statüde olsan ne yapardın?

Bu işin bir sistemi olması lazım. Sistem insanları yönetmeli, çünkü baştaki insanlar değişebilir. Bir sporcu başarı aldığında her istediği olmamalı mesela. Maalesef Türkiye’de biz buna güveniyoruz. Az sayıda başarılı sporcumuz var. Genel olarak gözlemimi söylüyorum sadece masa tenisi branşı değil. Mesela olimpiyat ve Paralimpik oyunlarda madalya alan sporcu sayısı baktığınız zaman nüfusa ve potansiyele göre az. Bunu da farkında oldukları için ve bir sistem olmadığı için mesela Neslihan Kavas gittiğinde arkasından şu an gelebilecek “o olmazsa şu madalya alır” diyebilecek bir sistem olmalı. Bir havuz olmalı. Sporcuya dayalı sistemde sporcunun dediği oluyor. Sporcu odaklı bir sistem var şu an. Karar verici mercide olsam sistem üzerine çalışırdım. Sistem oturduktan sonra da A veya B kişisinin çok önemi olmaz. Antrenör yetiştirmeliyiz. Doğru yetenek analizleri yapmak lazım. Yeni branşlar var, mesela Boccia. Madalya alabilecekken bunu biz daha yeni öğretebiliyoruz çünkü antrenörlerimiz yok. Bütün bu sistemi oturtursak ilerde Paralimpik oyunları da ülkemizde yapabiliriz. 2020 için biz adaydık. Benim aklıma gelen ilk soru şu oldu o zaman: Biz o salonları nasıl dolduracağız? Bilinçli seyirci ile nasıl dolduracağız? 2004’ten beri Paralimpik oyunlara katılıyorum, her branşta salonların durumunu görüyorum. Orada sporcuların fanları var bizim burada adımızı, esamemizi duyan yok.

Spor kültürünü oturtmak için küçük yaşta çalışmaya başlanması lazım. Milli Eğitim Bakanlığı öncü olmalı. Okullarda engelliler beraber okumalı, ayrıştırılmamalı. Altyapıyı, beraber okuyacak gibi kurmalı. Küçük yaşta engelliyi tanımayan bir çocuğa 20-30 yaşından sonra anlatamazsın. İlgisini çekmeyecektir. Çocukluktan itibaren iç içe yaşamalı. Onun da spor yapabildiğini gördükçe ona olan bakış açısı, ilgisi daha farklı olacak. Biz de göz önünde olmadığımız için engelsiz izleyici kitlesini de çok fazla yadırgamamamız lazım.

Masa tenisi sana ne kattı?

Eğitim hayatıma farklı bir disiplin kattı. Devam zorunluluğu oluyordu okulda, havalimanında otel odalarında ders çalışıyordum. Daha motiveydim ve 100 alıyordum. Uyku düzeni, beslenme disiplini kattığı önemli şeyler. Kendini hep diri tutuyorsun. Eskiden başarılı olduktan sonra devlet sizi destekliyordu, şimdi başarıya giden yolda da destekliyor.

Engelli gençlere neler önerirsin?

Hepimiz bir şekilde hayatta kısıtlıyız. Hepimizin belli sınırları var hiç kimse süper güçlere sahip değil. Ben sporu da “sınırları ne kadar zorlayabiliyoruz”un bir aracı olarak görüyorum. Benim de bir sınırım var fiziksel anlamda, ortaya koyacağım performans anlamında; başarı için bunun limitine ne kadar yaklaşabilirim … Aileler çocuklarını özgür bırakarak onların da bir birey olduğunu bilmeli. Onlar için de ilerde rahat olacak. Maalesef çocuklar baskı altında yetişiyor. Bu şekilde çocuğa kötülük yapmış oluyorsunuz.

Gelecek hedefinde ne var?

Masa tenisinin yaşı yok. Çok fazla yıpratmıyor sadece zamanla hızınız düşebiliyor. Bizde veteranlar da var 50 -60 yaşlarında. Milli takım olmasa da bu turnuvalara katılabilirsiniz. Masa tenisi ömür boyu yapılabilecek bir spor.