Portre: Yapabileceğinin En İyisini Hedefle

Portre: Yapabileceğinin En İyisini Hedefle

Üniversitede arkadaşını ziyarete gitti, çıkışta beklerken kafasına daha önce sergide kullanılan ve kaldırılmayan stant düştü. Doktorlar yaşama şansının yüzde yirmi olduğunu söylediler. Günlerce yoğun bakımda kaldıktan sonra 8 ay hastanede yattı. Tedavisinin ardından okçuluk sporuyla tanıştı. Yiğit Caner Aydın’a hastane odasından Dünya Şampiyonluğuna uzanan öyküsünü sorduk.

Kamuoyu seni başarılı bir okçu olarak tanıyor olsa da evvelinde yaşadıklarını büyük çoğunluk bilmiyor. Yiğit Caner kimdir? Nasıl bir çocukluk geçirdi? Küçükken hangi hayalleri kuruyordu?

1992 yılında Trabzon’da dünyaya geldim. 3 yaşımdan beri İstanbul’da yaşıyorum. İstanbul gibi büyük bir şehirde yaşamama rağmen çok güzel bir çocukluk geçirdim. Sokaktan eve gelmek istemezdim. Tabii büyüdükçe eğitime daha çok vakit ayırmaya başladım. 2000 yılında eve bilgisayar almıştık. O günlerden itibaren bilgisayar üzerine bir meslek sahibi olmak istemiştim.

Üniversitedeyken bir kaza geçiriyorsun ve omurgan kırılıyor. Bize kazanın nasıl meydana geldiğini, kaza sonrası yaşadıklarını anlatmanı istersek neler söylersin?

2013 yılında bir yazılım projesi üzerine çalışırken arkadaşımı üniversitesinde ziyaret ettiğim bir günde dinlenme alanında otururken başıma bir stant (etkinliklerde kullanılmış büyük bir masa) devrildi. Başıma aldığım darbeyle 6. seviyeden boyun omurum kırıldı. Bu kırık omuriliğimde ciddi bir yaralanmaya sebep oldu.

Ameliyata girmeden önce doktorlar %20’lik bir yaşam şansım olduğunu, tekerlekli sandalyeye oturmamın bile mucize olduğunu söylemişler. Ellerimin ve göğüs altımdan itibaren tüm vücudumun kontrolünü kaybetmiştim. 6 gün yoğun bakımda ve 8 ay hastanede yattım. Hayatım bir anda hastane ve fizik tedavi arasında geçmeye başlamıştı. Beni güçlü kılan ve belki bugün bunları anlatmamı sağlayan şey yoğun bakımda kendime verdiğim söz oldu. Yaşadığım bu olayın bir tesadüf olmadığını, hayatta hepimizin bir görevi ve diğer insanlara vermesi gereken bir mesaj olduğunu fark etmiştim. Ve kendime tek bir soru sordum.

 “Yaşadığın bu olaydan sonra insanlar sana acıyarak bakıp kendi sahip olduklarına şükür mü edecekler, yoksa verdiğin mücadeleyle ve başardıklarınla insanlara ilham mı olacaksın?” Ben ikinci seçeneği tercih ettim ve bugün dönüp baktığımda kendime verdiğim sözü tuttuğumu görüyorum.

Spor şüphesiz herkesin ilgilenmesi gereken bir alan. Engellilerin sporla buluşabilmesi belki de daha önemli. Maalesef ülkemizde spor yapan, spor yapabilecek koşullara erişebilen engelli sayısı yeterince değil. Bu konu hakkında senin görüşlerini merak ediyoruz. Bu bağlamda okçuluk sporuna da nasıl başladığını anlatmanı isteriz.

Spor benim hayatımı değiştirdi. Bugün ne yapıyorsam ve kendimle gurur duyuyorsam hepsi spor sayesinde oldu. Fiziksel engelimin dışında da çok fazla zorlukla karşılaştım. Ama ben mücadeleciyim, asla vazgeçmem. Yaşadığım sorunlar sadece başarımı güzelleştirir. Benim bir sloganım var: “Yapabileceğinin en iyisini hedefle.” Şartlara ve zorluklara takılmadan, şikâyet etmeden herkes en iyisini yapmak için çabalamalı. Bence bir şeyleri yapabilmek için bahane yok.

Her gün fizik tedaviye gidip geldiğim bir dönemde (2016), yine tedavi sonrasında eve dönerken babam iş yerinde tanıştığı engelli milli okçuyu (Naci Yenier) ve onun başarılarını anlatmıştı. Benzer engel durumuna sahip olduğumuz için benim için de okçuluğu önermiş.  Kendisini arkadaşımla beraber Okçular Vakfı’nda ziyaret etmiş ve atışlarını izlemiştim. Kendisinin yayını elime alıp bakmak istediğimde neredeyse sandalyeden yere düşüyordum. O kadar güçsüzdüm. Ama bir hayal kurdum. O gün tek hayalim elime yayı alıp hedefteki sarıya okları atabilmekti.

Okçuluğa ilk başladığın zaman nasıl bir çalışma tempon vardı? Bildiğimiz kadarıyla kulüpteki antrenmanlar haricinde evde de kendine bir çalışma alanı oluşturmuşsun.

Okçuluğun ilk 6 ayı okçuluk olmadan geçti benim için. Kollarımı güçlendirmek, vücut koordinasyonunu sağlamak için kulüpte ve evimde sadece pilates bandıyla çalıştım. Kulüp evime uzak olduğu için evin bodrumundaki otoparkta kauçuktan, koltuk minderinden ve televizyon kutusundan bir hedef yaptım. Kaza öncesinde biriktirdiğim son parayla da tekerlekli sandalyemi ve yay malzemelerimi satın aldım. Otoparkta annemin yardımıyla günlük 5-6 saatlik ok atışları yaptım. Hala burada antrenmanlar yapmaya devam ediyorum, çok verimli geçiyor.

Okçuluk haricinde başka herhangi bir sporla iştigal etmeyi düşündün mü? Okçuluk dışında arda kalan zamanda başka bir sporla ilgileniyor musun?

Okçuluk yapmasaydım belki atıcılık da deneyebilirdim. Fiziksel ve mental olarak kendime en uygun bu sporları hissediyorum. Şu anda okçuluk dışında başka bir spora ayıracak vaktim olmuyor açıkcası. Çünkü çok fazla zaman gerektiren ve başka uğraşıların getireceği zihin doluluğunu kabul etmeyen bir spor yapıyoruz.

Okçuluk bana her zaman yapı itibariyle daha sakin kişilerin yapabileceği bir spor olarak gelir. İnsanın karakterinin uğraşmış olduğu spora etkisi hakkında ne söylersin? Başarı elde etmede yoğun ve disiplinli çalışmanın haricinde karakterin de önemli katkısı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Evet kesinlikle. Bu spora yatkın olduğumu en çok düşündüren şey bu olmuştu. Çoğu sporda hırslı olmak, maksimum efor sarf etmek başarı getiriyor belki ancak okçulukta bunu dengelemek, bir ritim yakalamak ve sakinliğini korumak oldukça önemli.

Çünkü bu spor pek hata tolere etmiyor. Karşımızda bir hedef var ve aslında tamamen kendimizle yarışıyor ve mücadele ediyoruz.

Yoğun konsantrasyon gerektiren bir sporla uğraşıyorsun. Müsabakalardan önce psikolojik olarak hazırlanma sürecinden bahseder misin?

Genelde kendimi iyi hissettirecek şeylere odaklanıyorum. Bu yarışmalara katılacak bir seviyedeysem zaten başarılıyım demektir. Sadece daha iyisini yapabileceğimi düşünüp, bulunduğum ortamın, yaptığım sporun keyfini çıkarmaya çalışıyorum.

2017 yılında Ömer Aşık ve Naci Yenier ile birlikte takım halinde rekor kırıp dünya şampiyonluğunu elde ettiniz. Okçuluk her ne kadar bireysel bir spor olsa da takım olmanın da önemi büyük. Naci Yenier ve Ömer Aşık ile aynı takımda olmak sana neler katıyor?

Bu takım bir araya geldiğinde dünyanın en iyi takımı olduğumuzu biliyorduk. Hem rekor hem de şampiyonluk bizim için sürpriz olmadı. Sadece bunu tescillemiş olduk. Paralimpik oyunlara katılmış iki sporcunun tecrübeleri bana tabii ki çok şey kattı. Ömer’in klasifikasyonu değiştikten sonra yerine gelen Bahattin Hekimoğlu ile birlikte Temmuz 2018’de Çekya’da düzenlenen Dünya Sıralaması ve Avrupa Kupası 2. Ayak turnuvasında da yine takımda altın madalya kazandık ve rekoru son iki okta kaçırdık. Darısı Avrupa Şampiyonası’na diyelim.

Okçuluk uzun yıllar yapılabilen bir spor, senin de yaşın daha genç. Okçuluğa başlarken mutlaka bir hedef belirlemişsindir. Gelecekteki hedeflerini bizimle paylaşır mısın? Yiğit Caner’i bir gün Paralimpik Oyunların en üst basamağında görecek miyiz?

Bu spora ilk başladığımda çoğu insan hobi olarak yaptığımı düşünüyordu. Ancak ben en iyisini hedef olarak belirledim. Bu da tabii ki Paralimpik oyunlara katılmak ve burada ülkeme madalya kazandırmak. Bu yolda kısa sürede iyi işler başardığımı düşünüyorum. Bunun haricinde dünya sıralamasında 1. olmak ve ismimin hatırlanması en büyük hedeflerim.

Eklemek istediklerin var mı?

Otoparkta yaptığım antrenmanlarda her daim yanımda olan başta annem olmak üzere, bu başarılarda emeği geçen takım arkadaşlarıma, milli takım antrenörlerimiz Ebru Öztürk Esen, Hasan Basri Hancı ve Özcan Ediz’e, fizyoterapistimiz Aynur Demirel’e, milli takım refakatçilerimize, okçuluk branşı başkanımız İrfan Çelik’e, Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu’na ve Federasyon Başkanımız Arif Ümit Uztürk’e, kulübümüz Okçular Vakfı’na ve kulüp antrenörümüz Mehmet Oruç’a, beni bu spora başlatan ve başaracağıma inandıran Muammer Yavuz ve Ali Vatansever hocalarıma, engelli sporlarının daha çok insana ulaşması adına emek veren Limitsiz Spor ekibine, adını sayamadığım destek olan ve kalbi benimle atan herkese teşekkür ediyorum.