Umut Kösemen: Japonya'da Engelli Olmak

Umut Kösemen: Japonya'da Engelli Olmak

18 yıllık Aikido hayatımı birlikte geçirdiğim Hocam Mustafa Aygün “Eğer Aikido yapıyorsan hayatının bir bölümünde Aikido’nun doğduğu yer olan Japonya’ya mutlaka gitmelisin” demişti.

Hocamızın yönetiminde United Aikdo Organizasyonuna bağlı 22 öğrenci Mayıs ayında Japonya’ya 10 günlük bir seyahat gerçekleştirdi. Bu grubun içinde olma şansını yakalayanlardan biri de bendim. 10 gün boyunca hem antrenman hem de kalan zamanlarımızı Japonya’yı keşfe ayırdık. Bu seyahatin benim açımdan birçok anlamı vardı. Fakat size Aikido zamanlarımı anlatmaktan ziyade tekerlekli sandalyede geçen 10 günlük süreci anlatmaya çalışacağım. Evet, yanlış duymadınız tekerlekli sandalye. 

Ben Akondroplazi (kalıtsal cücelik) durumunda olan bir kişiyim. Bu durumda olan insanların, omurga, kemik ve birçok eklem rahatsızlıkları bulunmaktadır. Uzun yürüyüşler bizleri zorlamaktadır. Ben de bu rahatsızlıklardan nasibini almış bir kişi olarak, seyahatimin büyük kısmı yürüyerek geçeceğinden mecburen tekerlekli sandalye kullanmak zorunda kaldım. En azından gezi boyunca eziyet çekerek, ağrılarımla beraber yürüyerek gezmek yerine ve de grup arkadaşlarımı benim yüzümden yavaşlatmamak için iyi bir yöntem olduğuna karar verdim.

Hafızamda Kalanlar

Kendi ülkemin pasaport çıkışında pasaportumu yukarıya uzatmak için zorlanırken, memurun kalkıp ta elini uzatma zahmetini göstermemesi, konuştuğunda “Sizi duyamıyorum ve göremiyorum.” dememe rağmen “Ben seni kameradan görüyorum.” diye cevap vermesiyle başladı Japonya seyahatim.

Japonya gümrüğünde karşılaştığım muamele onların engelli insanlara nasıl davrandığı hakkında bilgi veriyordu. Pasaport kontrolüne yaklaştığımda memur ayağa kalkarak, benim uzanmama gerek kalmadan pasaportumu elimden alması ve kamerası olmasına rağmen oturmadan gülümseyerek beni görerek, yüzüme bakarak işlemimi yapması; çantalarımızı kontrol eden memurun çantamın fermuarını yarıya kadar açarken ne için geldiğimi sormasıyla ve Aikido yaptığıma dair belgemi göstermemle önümde eğilerek vermiş olduğu selamı ve saygın davranışını unutmayacağım.

 

Dojo Yolu

İlk gün sabah 6:30 antrenmanına tekerlekli sandalye ile yola koyulduk. Dojo ile otel arası yürüme mesafesi 15 -20 dakika arasıydı. Yol boyunca ne ile karşılaşacağımı merak ettim. Sonuçta tekerlekli sandalyeyi iten arkadaşım için de sıkıntı olabilirdi. Kendi ülkemde tekerlekli sandalyede hayatlarını sürdüren insanların günlük yaşamlarında bir yerden bir yere giderken karşılaştıkları konuları bilince insan burada da aynısı yaşanacak sanıyor. Dojoya kadar hiçbir engelle karşılaşmadım. Kaldırımlar neredeyse iki parmak yüksekliğinde. Hareket etmekte olduğunuz kaldırımın üzeri o kadar düzgün ki eğer böbrek taşınız varsa düşme şansı hiç yok diyebilirim.

Her antrenman için dojonunun kapısına tekerlekli sandalye ile gittiğimde karşılarına çıktığım insanların bana bakarak samimi içten gülümsemelerini hiç unutmayacağım. Bir de içeriye girdikten sonra tekerlekli sandalyeden kalkıp yürümeye başladığımdaki bakışları görülmeye değerdi. Çirkin bakışlar değil, saygı duyulan bakışlar. Çünkü az sonra o kişilerle minderde antrenman yapıyor olacaktım.

Metro

Tokyo, inanılmaz derecede kalabalık bir şehir ama bir o kadar düzenli. Bir kocaman Tokyo şehri yerin altında da var desem sanırım yanlış olmaz. İnsanlar çok yoğun olarak metroyu kullanıyor. Japonya bütün ülkeyi tren yollarıyla, metroyla donatmış. Biz de yoğunlukla metroyu kullandık. Metroyu kullandığımız süreler boyunca çalışmayan bir asansör veya yürüyen merdivenle karşılaşmadım. Her metroya binmek için geçtiğimiz gişelerde tekerlekli sandalyemi iten bir arkadaşımın olmasına rağmen görevli memur,  yardıma ihtiyaç olup olmadığını soruyordu.

Merak ettim tuvaletler nasıl diye? Ayrı bir engelli tuvaleti koymamışlar. Tuvalete girdiğinizde içerde engelli bir kişi için lavabo, yanında destek barlarla beraber yapılmış, tuvaletlerin hepsinde destek alınacak yerler yapılmış. Yani tuvalette bile ayrım yok, sonuçta yaşlı insanları da düşünmüşler.

Metro seyahatlerinden birinde bir memur yanımıza geldi ve bir şeyler söyledi. İngilizcesi hiç yoktu ve beni göstererek konuştu. Anlaşamadık. Arka tarafa geçti ve elindeki telsizle bize baka baka konuştu. Kendi ülkende bu tip durumlardan dolayı o kadar paranoyak olmuşuz ki ne oluyor acaba dedik. Durağımıza gelip indiğimizde yanımıza bir memur geldi. Memurun bize yol göstermesiyle izlemeye başladık; bu işin sonu ne olacak diye merak ettik. Yürüyen merdivene geldiğimizde memur bizi durdurarak yürüyen merdivenin iki basamağını düzleştirdi ve önüne tekerleklerin kaymaması için iki adet takoz koyarak beni merdivene aldırdı.  Belki o memur için normal bir durumdu ama bizim için değildi.

Birçok halka açık yerlerde yaşlıların önceliği vardır değil mi? Japonya’da işler başka. Asansörün önüne geldiğimde kapının önünde duran yaşlı ve bastonlu Japon teyze bana geçiş önceliği verirken engellilere karşı bu tutumlarının uç noktasında olduklarını görmüştüm.

Kurallar ve öncelikler mutlaka var. Fakat Japonların bunu zorunluluktan dolayı yapmadıklarını görebiliyorsunuz.

Kimse Tarafından Taciz Edilmemek

Yaşadığım toprakları çok seviyorum. Umutsuzluğa düştüğüm çok zamanlarım olmadı değil ama yine de inancımı kaybetmemeye çalışıyorum. Hayatım boyunca günlük yaşamımda hep huzursuzluklarla karşılaştım ve hâlâ da böyle devam etmekte. Her gün sokağa çıktığınızda, bir yerde işinizi halletmeye gittiğinizde, gün içinde sözlü veya fiziki tacizde bulunulması ve bununla baş etmeniz pek kolay olmuyor. Artık yorulduğumu hissediyorum. 10 günlük Japonya seyahatim boyunca fiziksel görüntümle ilgili olarak hiç kimse tarafından ne gözle ne de sözlü bir taciz görmedim. Kendimi uzun zamandır hiç bu kadar özgür ve rahat hissetmemiştim. Umarım bir gün bizler de birbirimizi olduğu gibi kabul ettiğimi, ayrımcılığın yapılmadığı günleri görebiliriz. Sanırım alacağımız daha çok uzun yol var.