Aman Dikkat!

Aman Dikkat!

"İnsan hangi gerekçeyle kendisini ölüme dahi götürecek bir şeyi almaya evet diyebilir? Deniyor ne yazık ki! Sporcu ya da onu doping maddesi almaya teşvik eden bütün kişiler, etmenler, nedenler bu saçma sapan sürecin oluşmasında çoğu zaman hiç çekinmeden rol alıyorlar!"

Dopinge karşı oluşan kamuoyu duyarlılığı her geçen gün artıyor. Kullanan, kullanmaya kalkışan, buna neden olan herkes durumun ortaya çıkmasıyla birlikte tepkiyi sonuna kadar yaşıyor. Genel kabul görmüş eleştirilerin başında “doping kullanmak hırsızlıktır, başkalarının hakkını çalmaktır, sporun ruhuna hakarettir” geliyor. “Zehir” tanımlaması da yabana atılır gibi değil. Ve dahi iş o hale gelmeye başladı ki kullananlar bile bu kamuoyu tepkisinden korkar hale geldiler. Olumlu!

Ancak tamamen vazgeçilmesi, uzak durulması gibi bir bakış açısının hayata geçmesi çok olası görünmüyor. Genel görüş, “Bu bir endüstri, yani kullanan gibi üreten de var, çok çok dolarlık bir piyasanın etik, dürüstlük, ahlaki kavramlar karşısında ezilip, eğilip bükülüp yok olacağını düşünmek söz konusu olamaz” şeklinde özetlenebilir. Bu ayrı bir tartışma ama sporcu bazında değerlendirildiğinde durumu bu şekilde kabul etmek de söz konusu olamaz. Olmamalı.

Peki, kullanma sadece endüstri ve ahlaki sorgulamayla mı açıklanabilir? Şüphesiz değil. Her şeyden ve hepsinden önemlisi insan bedenine saygı bütün olan bitenden önce gelmesi gerekir. Zurnanın zırt dediği yer de galiba burası! İnsan hangi gerekçeyle kendisini ölüme dahi götürecek bir şeyi almaya evet diyebilir? Deniyor ne yazık ki! Sporcu ya da onu doping maddesi almaya teşvik eden bütün kişiler, etmenler, nedenler bu saçma sapan sürecin oluşmasında çoğu zaman hiç çekinmeden rol alıyorlar! Sonuç, yakalanmayan kendisini kandırıyor, yakalanan malum!

Peki, spor bu mudur? Değil tabii. Teknolojinin de gelişmesiyle analizciler de bundan yararlanıyor ve yıllar geçse de durum kamuoyunun önüne düşüyor. Amerikalı bisikletçi Lance Armstrong böyle yakalandı. Halterciler Sibel Şimşek, Nurcan Taylan, Elvan Abeylegese… Yakalanmayacağını düşünen herkes tek tek ortaya çıktı. Türkiye’ye en anlamlı olimpiyat madalyasını kazandırdığını düşündüğümüz Aslı Çakır’dan, Gamze Bulut’a ortada kimse kalmadı. Olimpiyat madalyalarımız tükendi gitti neredeyse.

Engelli olarak spor yapan dostlarımıza, arkadaşlarımıza, kardeşlerimize bu satırlarla çok genel cümlelerle fotoğrafı göstermeye çalışıyoruz. Daha açık ifade etmeye çalışırsak; sporda başarı elbette çok motive edicidir. Başarının ödüllendirilmesi de doğrudur. Bazen öyle durumlar olur ki ne verilse karşılığı olamayacak bir tablo ortaya çıkar. Ama bu bileğinin hakkıyla, dürüstçe ve şüphesiz gücün yettiğince olmalı. Olimpik düşünceyle, yarışmaya katılmak da şereflidir. Temsil ettiğin kulüp ya da ülke noktasından bakıldığında başarı aldığın sonuçtan daha çok o formayı hak etmek şeklinde de açıklanabilir pekâlâ. İşte bu noktalarda akıl devreye girmek zorunda. Akıllı olmak zorundasınız. “Limitsiz” dostlarımız, sizlere bizler gönlümüzü veriyoruz. Yere göğe sığdıramıyoruz elde ettiğiniz sonuçları, başarıları. Ama inanın bu satırların yazarı olarak ben dâhil ciddi bir çoğunluk sizin spor yapmanızı, yarışlara katılmanızı, bu cesareti, yüreği ortaya koymanızı her şeyin üstünde tutuyor. Ödüller sonuna kadar da hakkınız bu hakkınıza büyük saygı duyulduğunu da ekliyoruz tabii ki!

Demem odur ki değerli dostlarımız, aman dikkat! Kimsenin dolmuşuna binmeyin, kimsenin sizlerin üzerinden nemalanmasına fırsat vermeyin, kimseye inanmayın, sadece kendinize inanın ve kendinize güvenin. Sizlerle ilgili başka hiçbir hikâye dinlemeyelim, duymayalım, tanık olmayalım.