Bahadır Bartu: Önyargıları Yıktık

Bahadır Bartu: Önyargıları Yıktık

2001 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde Karagücü Spor Kulübü kuruldu. Temel misyonu gazilerin rehabilitasyonu olan kulüp, bugün faaliyetlerine TSK Rehabilitasyon Merkezi Engelliler Spor Kulübü ismiyle devam ediyor. Kulübün tarihçesi, bu süreçte yaşananlar ve daha pek çok konuyla ilgili kulübün yönetim kurulu üyesi Gazi Jandarma Albay Bahadır Bartu'yla uzun bir söyleşi gerçekleştirdik.

Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon Merkezi ve onun bünyesinde filizlenen spor kulübünün tarihçesinden bizlere bahsedebilir misiniz?

Gazilerimizin rehabilitasyon görmesi amacı taşıyan TSK Rehabilitasyon Merkezi 2001 yılında kuruldu. Öncesinde Ankara Gazeteciler Cemiyeti tarafından TRT’nin de desteklediği “Haydi Türkiye Mehmetçikle Elele”  sloganıyla bir kampanya başlamıştı. Bu kampanyanın sonucunda toplanan bağışlar ile şu anda içinde bulunduğumuz merkez kuruldu. Ben de aynı yıl emekli olduktan sonra merkezde çalışmaya başladım.

Çok güzel iki tane tam donanımlı spor salonumuz vardı, burada mutlaka bir spor aktivitesi yapılmalı diye düşündüm. Benim de yaralanmadan önceki dönmede basketbol ve voleybol oynamışlığım vardı. Yaralandıktan sonra da İzmir Büyükşehir Belediyesinde zamanımı doldurayım diye tekerlekli sandalye basketbola başlamıştım. 2001’de buradaki merkezde, kendisi de basketbol oynayan Müge Özdoğan isminde beden eğitimi öğretmeni bir arkadaşımız vardı. Onunla konuştuk ve hastanemizin kliniğinde yatan çocukları toplayıp bir basketbol takımı kurmaya karar verdik. Onlara takım kuracağımızı, bize katılmak isteyip istemediklerini sorduk. Onlar da seve seve kabul ettiler. 2001 yılının Mayıs ayında takımı topladık. Dönemin GATA komutanı “Ben size malzeme alırım, eşofmanınızı, ayakkabınızı, sandalyenizi alırım” dedi. Herkes elinden geldiği kadar destek verdi. Biraz ben basketboldan anlıyorum, biraz Müge antrenörlüğü biliyor. Ama gelen arkadaşlar bilmiyordu. Biz onlarla işe, “Arkadaşlar bunun adı basketbol topudur, bu da sandalyesidir, topu da yerden böyle alırsınız, amacımız da bu topu şu çemberden geçirmektir.” diyerek başladık. Sonuçta gazilerimizin profili belli, çoğunlukla köylü çocukları. Çoğu ortaokul mezunuydu en fazla. Basketbol izlemişlerdir ama büyük ihtimalle topu eline almamışlardır. Ama çok isteklilerdi. Altı ay gece gündüz burada antrenman yaptık. 6 aydan sonra bir sonraki sezon için lige katılmaya karar verdik. O zaman kulübün adı Karagücü idi. TSK bünyesinde olduğumuz için bürokratik işlemler biraz sürdü. İşlemleri haletlikten sonra 2001-2002 sezonu için başvurumuzu yaptık.

O yıllar tekerlekli sandalye basketbolu için zor yıllardı. Ben 1999-2000 yıllarında hastanede yatarken Türkiye’de basketbol kulüpleri hastane sandalyeleriyle basket oynuyordu. Bu sadece bizim hikâyemiz değil, her şeyin sıfırdan başlama hikâyesi. Hiçbir şeyi olmayan ve hiçbir şeyi bilmeyen bir durumdan bugüne gelindi. Zaman içinde biz gelişirken paralel olarak federasyon da gelişti. Topluca hep birlikte geliştik. Federasyon aslında bize öncü de oldu. Lig kısıtlıydı takım sayısı 12 idi. Bugün 160 takım var. Takımların başlarında antrenörler yoktu. Beden eğitimi öğretmenleri derslerinden geri kalan zamanlarda yardımcı oluyordu. Bu iş uzmanlık işi, onlar da anladıkları kadarıyla yardımcı oluyordu. Belediyeler sosyal sorumluluk için sahip çıkıyordu. Sokaktan buldukları adamları üç gün sonra sandalyeye oturtup maça çıkartıyorlardı.

İlk maçınızı hatırlıyor musunuz?

Hatırlamaz olur muyum? İzmir’de Karşıyaka ile oynadık. Çok hevesliyiz, iyi hazırlanmışız, çok çalıştık biliyoruz havasındayız. Gittik bir güzel “dayak” yedik. Otuzun üzerinde fark yedik. Çocuklar çok üzüldü tabii. Mutlaka her başlangıç zordur. Benim o gün sahada ağlayan oyuncularım bugün hala basketbol oynuyor.

Kulübünüzün oyuncu yetiştirme misyonu da var. Burası aynı zamanda bir okuldur diyebilir miyiz?

O, zamanla kendi misyonunu belirleyen bir şeye dönüştü. Başlangıçta esas amacımız burada bir şeyler yapmaktı. Elimizdeki imkânları kullanmaktı. O sezon maç kazanamadık. Sezon bittikten sonra ne yapacağımızı düşündük. Tek lig olduğu için düşme de yoktu. Çalışmaya devam ettik. İkinci senenin başında “Belli ki bize tecrübeli, bu işi bilen, takıma ağabeylik yapabilecek bir adam lazım.” dedik ve Kemal Okur’u getirdik. O zaman milli takımın yıldız oyuncusuydu. İkinci seneden itibaren maç kazanmaya başladık. Kazanınca takıma moral geldi. Çalışmanın karşılığını almaya başlayınca mutlu oluyorsun doğal olarak. Sonrasında biz beş altı sene hep ligin en iyi takımlarından biri olduk. Avrupa kupalarına katıldık. İspanya’da bayağı iyi maçlar çıkardık. Turnuvanın MVP’si Kemal seçildi. En centilmen takım ödülü verildi.

Bu zorlu süreçten sonra ampute futbol takımını kurdunuz.

Herkes bu hikâyeyi kendi tarafından anlatır. Herkes bu konuda kendisinin öncülük ettiğini söyler. Ama gerçek şu ki ampute futbolu biz burada icat ettik. Dünyada vardı ama çok amatörceydi. Bu işi sistemine oturtan bizleriz. Bizim klinikteki gazilerden 25- 30 kişiyi toplayıp başlarına da yedek subay bir beden eğitimi öğretmeni getirdik. TS basketbolda da olduğu gibi ampute futbola da aynı şekilde başladık. Altı ay antrenman yaptık. 2004 yılıydı. Antrenman yapıyorduk ama bunun ligi yoktu, federasyonda branşı yoktu. Yapan yoktu, bilen yoktu. Elele Vakfı’nın kaynaklarıyla başlarında Prof. Dr. Kâmil Yazıcıoğlu ile birlikte bizim sporcular il il gezip engelli derneklerine, spor kulüplerine ampute futbolla ilgili bilgi verdiler. Bir süre sonra oralarda takımlar kurulmaya başlandı. İlerleyen süreçte takım sayısı 10’a çıktı. Ligi kuralım istedik ama federasyonun buna ayıracak parası yoktu. Ligin birinci senesini TSK Elele Vakfı Yönetim Kurulu, federasyona lige harcanmak üzere bağış yaptı. Ligin kurulma aşamasında Antalya’da bir seminer düzenledik. Dünyanın her tarafından federasyonları davet ettik. Bu oyunun kurallarını koyalım istedik. Dünyada ampute futbolun konmuş bir kuralı yoktu. Bunu biz yaptık. Dünyada ampute futbolun kurallarını Kâmil Yazıcıoğlu önderliğinde Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu koymuştur. Bu süreçten sonra dünya federasyonlar birliği Türkiye’de olsun istedik FİFA gibi ama yapılamadı. Birileri bizden önce davrandı ve kurdu.

Kulübünüz bünyesinde faaliyette olan diğer branşlar hakkında bilgi alabilir miyiz?

2003’te engelli okçuluğa başlamıştık. 2009 yılında da Mustafa Ak isminde bir gazi sporcumuz dünya şampiyonu oldu. Üç kadın sporcumuz takım halinde dünya 2.si, üç kızımız da 2009’da Avrupa 2.si oldu. O günden beri milli takıma birçok sporcu veriyoruz. Zaten bizim okçular dünyanın iyilerinden biz de onun bel kemiği takımız.

Atıcılık branşında şampiyon sporcu Korhan Yamaç’ın babası Nevzat Yamaç federasyonda yöneticiydi. Bu sporun yayılmasını istedi. Tesisimiz müsait olduğu için merdiven altında poligon kurduk. Korhan Yamaç sağ olsun bildiklerini paylaştı. Biz onların yanına dâhil olduk. Her atılcık milli takımına 2-3 sporcu veriyoruz.

Müzenizde çok fazla tenis kupası gördük. Teniste ne durumdasınız?

Tenisin de ampute futbola benzer bir hikâyesi var. Hastane komutanımız emekli olduktan sonra federasyonun yönetimine girdi. Tenis oynamayı çok severdi. Kulüpte tekerlekli sandalye tenisin açılmasını istedi, antrenör de getirdi. Ben de sekiz- on sporcu topladım. Uluslararası federasyona da tescilimizi yaptık ve başladık. Biz o işi aslında milli takımdan başlattık. Milli takım için federasyonun maddi olanağı yoktu. Uluslararası bir turnuva bulduk Polonya’da. Bizim sekiz kişiden oluşan milli takıma formalarını giydirdik, Elele Vakfı parasını verdi, ben uçak biletlerini aldım. Orada bir başarı elde etmedik ama milli takım kurmuş olduk. 2004 yılında Atina Paralimpik Oyunları’nı izlemeye gittim. Orada tenis müsabakalarını seyrederken dedim ki “Biz yeni başladık ama bir dahaki oyunlara en az bir sporcu göndeririz.” 4 sene sonra oyunlara sporcu göndermek kallavi iştir. Ama elinizde Kemal Okur gibi biri varsa yaparsınız. 2008’de Kemal Okur paralimpik oyunlarda tenis oynadı.

Çoğu kişi bedensel engelli binicilik dendiğinde şöyle bir duraklıyor. Bedensel engelli biri nasıl ata binebilir diye. Ama sizin binicilik branşınız var. Biraz buna da değinelim mi?

Birisi tek, birisi çift ampute olmak üzere iki subay gazimiz var. İlk olarak biz bedensel engelli biniciliği nasıl yaparız diye düşündük, çünkü manej lazım, at lazım, öğretecek hoca lazım. TSK Atlı Spor Kulübü Eğitim Merkezi adına at ve binici yetiştiren bir okul var kara kuvvetleri bünyesinde (ASEM). Biz bu arkadaşlarımızı gönderdik. Onlar da bilmiyorlardı çift bacağı olmayan bir adam nasıl ata biner. Ama öğrenmiş oldular. Bizimkiler engel atlamayı da yapabiliyor. Yanlarına bu sene bir arkadaş daha katıldı. Şu an üç kişi yapıyor. Gazi Yarbay Serkan Avara, Gazi Yüzbaşı Özgür Belen ve Gazi Astsubay Başçavuş Polat Katrancı.

Kulübün genel anlamda sorunları, eksikleri var mı?

Diğer takımlarla kıyaslandığında biz çok şanslı bir kulübüz. Benim elimin altında 24 saat kullanabileceğim bir salonum var. Ben, takım kuruyorum dediğimde TSK bugün tanesi 20 bin TL olan sandalyelerden 15 tanesini bir günde getirdi. Deplasmana gideceğim dedim, hava kuvvetleri uçak verdi. Hastane komutanından genelkurmay başkanına kadar hiç kimse bizi istediğimiz konuda geri çevirmedi. Ben başından beri bu işin içindeyim, çok şey istedim asla geri çevrilmedim.

Cumhurbaşkanımız Başbakanken bir iftar yemeğine geldi. Kendisine deplasmana gidecek otobüsümüzün olmadığını söyledik.  Hemen talimat verdi, bir hafta sonra MAN fabrikasından aradılar. Fabrikaya gittik dedik ki “Bizim otobüsümüz sandalyelerin çıkabilmesi için asansorlü olmalı. Arkasına banyo istiyoruz.” MAN bunun mümkün olamayacağını, üretim hattının dışına çıkılamayacağını söyledi. Biz de onlara Başbakan’ın talimatı var yapılması gerekir dedik. Almanya’da proje çizildi, genel merkezlerinden izinler alındı otobüs yapıldı.

Kulübün sponsorları var mı?

Ben senelerdir hep sponsorumuz olsun isterdim. TSK bize her şeyi veriyor da bir de çocuklara üç kuruş maaş verelim istiyoruz. Bunu da TSK sistemi içinde yapmak mümkün değil. Bunu nasıl yaparız diye tartıştık ve en sonunda bağımsız kulüp olmaya karar verdik. 2013’te kulüp kurulması için Genelkurmay Başkanlığını ikna ettik ve bağımsız kulüp olduk. Genelkurmayın emrinin meali şuydu: “Sakın ha sakın kimse yanlış anlamasın faaliyetleri biz yapıyoruz onlar sadece kulüplerini kuracaklar.” Böylece kurmuş olduk. Sponsorlarımız, TSK Güçlendirme Vakfının bünyesindeki temel şirketler. Bunlar: Havelsan, Roketsan, Aselsan ve TAİ. Onlarla her yıl sponsorluk sözleşmeleri yeniliyoruz. TSK Elele Vakfı Avrupa seyahatlerini ve malzememizi karşılar. Mehmetçik Vakfı’na bağlı sigorta ve petrol şirketleri Mehmetçik Sigorta ve Mehmetçik Petrol de sponsorlarımız arasında.

Sponsorlarımız bu işi de sosyal sorumluluk olarak görmüyorlar. Formanın üstünde logo olmasını istiyorlar, parayı nereyi harcadığımızı da sorguluyorlar.

Bizim memleketin sıkıntısı şudur: Engelliler için yapılan şeyleri sosyal sorumluluk olarak adlandırırız. Engelliler için yapılan hiçbir şey sosyal sorumluluk değildir. Anayasal bir zorunluluktur bu. Anayasa hükümete ve yerel yönetimlere görev verir.  Bizim engellilere yönelik en büyük yanılgımız, bir belediye engellilere yönelik bir şey yaptığında aslında yapmasa da olabilecek bir iyiliktir zannedilir. Yapmazsan ceza alacağın anayasal emirdir hâlbuki. Türkiye’de bütün sokakların bana uygun yapılmasını anayasa emrediyor. Sizin keyfinizle yapacağınız bir şey değildir.

Benim yaralandığım dönemlerde engelli insanlar sokaklarda pek gezmezdi. İnsanoğlu bizleri görmezden geliyor. Görmezden gelmek en kolay davranış yoludur. Yokmuş gibi davranırsın, olmayıveririz. Bu insanlara bunun varlığını kabul ettirmenin yolu gözüne sokmaktır. Biz de gözüne sokuyoruz. Avrupa şampiyonu olduk diye bizi paraya mı boğdular? Bu çocuklar reklam yıldızı oldu da milyon dolarlar mı kazandılar? Hayır. Önyargıları yıkmak, insanların gözüne sokmaktı amacımız. Buradayız ve sizden daha başarılıyız demek için. Senden daha çok çalışıyoruz. Senden geride başladık ama şimdi senin kilometrelerce önündeyiz.

"Kendimizi Çok Fazla Anlatmak Zorundayız"

Engelliler çok konuşur çünkü kendimizi çok fazla anlatmak zorundayız.

“Hayata küsmediler basketbol oynuyorlar” haberlerinden buralara kadar gelmedi mi Türk medyası? Bu tarz haberlerin yapıldığı günlerde böyle bir dergi çıkacağını söyleseydiniz deli derlerdi. Bazen birinin yola düşüp öncü olması lazım. Siz bu dergiyi çıkarmazsanız gene bu minvalde haberler çıkacak. Onun ikinci versiyonu da “Kız istedim vermediler”dir. Biliyoruz bunları. Sonrasında da “Benim akülü sandalyem yok sandalyeye ihtiyacım var”. Kampanya yapılır, o çocuğa sandalye alınır. 2000 liralık sandalye için 12 bin liralık tören yapılır. Herkes yer, içer evine gider, herkesin de vicdanı süper rahat bir şekilde yatar uyur. Görev biter herkes gün batımına doğru yol alır.

Bunlar olmasın diye uğraşıyoruz.