Bilardoda Hedefim Engelsizler Şampiyonluğu!

Bilardoda Hedefim Engelsizler Şampiyonluğu!

Hakan Fidancıoğlu bir polis memuru. Üzücü bir “kaza” sonucu sağ elini kaybediyor. Ancak bu onu uzun yıllardır yaptığı bilardo sporundan koparmıyor, aksine kendi çabalarıyla geliştirdiği özel bir protezle oynamaya devam ediyor. Bilardoda hedefim engelli olarak oynadığım bu spor dalında engelsizlerin arasında şampiyon olmak ve bir engellinin de çaba gösterdikten sonra başaramayacağı hiçbir şeyin olmadığını göstermek.

Engelli olma öykünüzü anlatır mısınız?

1998 yılında iş dönüşü motorumla eve giderken bir arabanın sıkıştırması sonucu bariyerlere çarptım. Kaza sonucunda 3 ay yoğun bakımda kaldım ve o kazada sağ elimi bilek hizasından kaybettim.

Sizi başlangıçta nasıl etkiledi?

Başlangıçta her şey zordu. En çok kullandığım sağ elimi kaybetmiştim. Giyinmek, yemek yemek, yazmak artık o kadar kolay değildi. Fakat ailemin ve arkadaşlarımın desteği ve benim öz çabam tüm engelleri kaldırmaya başladı.

Sporla ne zaman tanıştınız?

Spor en sevdiğim şey. Bilardo sporu ile 80’li yıllarda tanıştım. O zamanlar bir kahve oyunuydu. Zamanla federasyonu olan bir spor dalı oldu. O yıllarda okuldan kaçıp bir kahveye gidip saatlerce oynuyordum. Bu arada okuldan kaçıp gittiğim bilardo salonu bizim dersimize giren matematik hocasının babasına aitmiş. Tabii bunu sonradan öğrendim. Her salona girdiğimde 5 dakika sonra hocam gelir kulağımdan tutar, beni dışarı atardı. En sonunda hocamın karşısına çıktım ve “Hocam ben sigara içmem, okey oynamam, iskambil oynamasını da bilmem. Sadece bilardo oynuyorum ve bundan çok zevk alıyorum. Lütfen bana izin verin.” dedim. O günden sonra okuldan kaçmadan oynamaya ve kendimi geliştirmeye başladım.

Engelli olmanız sizi spordan uzaklaştırdı mı?

Tabii ki hayır! Daha da üstüne düşmeye başladım. Artık elimin yerinde bir protez vardı. Bu yüzden kendimi geliştirmem ve bu sporu nasıl daha iyi oynarımı düşünmem gerekiyordu. Koluma takılan protezde bilek fonksiyonu olmadığı için toplara rahat vuramıyordum. Bunu araştırdım yurt dışında da bir engelli yaptığı sporlar için geliştirdiği protezleri kullanıyordu. Ondan ilham aldım ve İngiliz anahtarından geliştirdiğim oynar bilekli bir protez yaptım. Artık toplara daha iyi vuruyordum.

Aynı zamanda atıcılıkla da ilgilisiniz. İki branşla ilgilenmenizin sebebi ne?

Bilardo ve atıcılık, ikisi de çok güzel branşlar. Bilardoyu, uzun yıllardan beri zevkle oynadığım ve oynarken her şeyden uzaklaştığım, rahatladığım bir spor dalı olmasından dolayı daha çok seviyorum. Bilardo sadece üç topu birbirine vurma değildir. Bilardoda matematik var, strateji ve taktik var, disiplin var ve bolca efor var. Havalı ve ateşli silahlar ise benim vazgeçilmezim. Bu spora da 2002 yılında bir arkadaşımın teşvikiyle başladım. Beşiktaş kulübü beni şampiyonalara gönderdi. Zaten polislikten gelen deneyimlerim ve eğitimimle ilk seçmelerde milli takıma girdim. Çok zor bir spor, bu sporda da tam konsantrasyon ve bol antrenman gerekiyor.

Antrenmanları ne sıklıkla ve ağırlıkta yapıyorsunuz? 

Bilardo sporunu iş çıkışı nerdeyse her gün oynuyorum. Günde en az iki saatimi bu spora ayırıyorum. Fakat atıcılık sporunun antrenmanı o kadar basit değil. Çünkü poligon lazım ve çevremizde poligon yok. Olanlar da zaten ateşli silahlar için ücretli poligonlar. Bu yüzden sadece iş yerinde kuru tetik dediğimiz mermisiz (saçmasız) tetik düşürüyorum.

Ulusal ya da uluslararası dereceleriniz neler?

Bilardoda tek tek sayamadığım birçok salon şampiyonasında birincilik, ikincilik, üçüncülük derecelerim var. 2008’de Türkiye şampiyonasında ilk 120’de yer aldım. 3 kere dünya şampiyonasına gittim, ikinci turlarda elendim.

Atıcılıkta ise Fransa’da 8. oldum ve Türkiye’de düzenlenen Türkiye şampiyonalarında başarı elde ederek milli takım oyuncusu olarak seçildim.

Bundan sonraki hedefleriniz nedir?

Bilardoda hedefim engelli olarak oynadığım bu spor dalında engelsizlerin arasında şampiyon olmak ve bir engellinin de çaba gösterdikten sonra başaramayacağı hiçbir şeyin olmadığını göstermek. Atıcılıkta ise daha çok çalışıp olimpiyatlar için kota almak ve şanlı bayrağımızı dalgalandırmak.

Sporun size kattığı artılar neler?

Spor bana en başta arkadaş sevgisini ve takım olmayı öğretti. Bunun yanında sağlık, disiplinli çalışma, düzen gibi birçok katkısı oldu.

İşinizle spor arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

Herhangi bir sıkıntı olmuyor çünkü genelde antrenmanlarımı iş çıkışı yapıyorum. Şampiyonalar sırasında yıllık iznimi kullanıyorum. O yüzden bu güne kadar bir sıkıntı yaşamadım.

Malzeme konusunda bir sorun yaşıyor musunuz?

Evet. Hem malzeme hem de ulaşım giderleri yüzünden sıkıntı çekiyorum. Mesela Istaka. Turnuva esnasında mutlaka ikinci bir şahsi ıstakanız olması gerekiyor, ama bende yok. Bunun yanında olmazsa olmazlar tebeşir, eldiven, çanta ve turnuva kıyafetleri... Atıcılıkta da aynı. Sporcuya ait hem havalı hem de ateşli silahınız olmalı, çünkü her atıcının farklı el yapısı var. Mesela ben solağım ve silah kabzası ona göre yapılıyor. Bunun yanı sıra cephane gerekli. Havalı silahlar için saçma, ateşli silahlar için mermi. Tabii hedefleri unutmayalım. Ayrıca sporcunun atış öncesi ve atış sırasında kullandığı malzemelere de ihtiyaç var.    

Tüm engellilere spor üzerinden nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Artık engel sorunlarını aşmış, adını medyada ve basında duyurmuş, sağlıklı, başarılı bir engelli olarak diğer ideallerim için çalışan biriyim. Bunlardan en önemlisi benim gibi engelli olan insanlara, hayata küsmemeyi sağlıklı insanlar gibi bütün her şeyi yapabileceklerini gösterdim. Engelli arkadaşlarım yeter ki eve kapanmasınlar çaba göstersinler. Bu çabalarında arkalarında duran ona yardım değil destek olan birileri olsun.

Spor hayatınızda sizi en mutlu eden an neydi? 

Dünya Şampiyonu Semih Saygıner ile maç yapmak beni çok mutlu etti. Şu an bu güzel duygularımı sizinle paylaşabildiğim ve yaşamıma Allah’ın izni ile kaldığım yerden devam edebildiğim için kendimi şanslı addediyor ve yineliyorum; hayat paylaşınca güzel!