Çocuklar, Engelliler ve Formalar

Çocuklar, Engelliler ve Formalar

Önce Antalyaspor - Galatasaray maçında Galatasaray formalı bir çocuğun tribünde istenmemesi, hemen bir hafta sonra Başakşehir - Trabzonspor maçında Trabzonsporlu çocukların formalarının çıkarılması olaylarını görünce hem bir çocuk hem de bir engelli olarak geçmişte yaşadıklarımı hatırladım.

Tarih 3 Nisan 1983… Hayatında ilk defa maça gitmenin heyecanını yaşayan 9-10 yaşlarında bir çocuğum o zaman. Hem de gönül verdiğim renklerin, Galatasaray’ın maçına. O zamanlar bugünkü gibi çeşit çeşit formalar yoktu. Nereden bulduysak, kırmızısı neredeyse pembeye kaçan sarı kırmızı çubuklu “formamsı” şeyin üzerinde Galatasaray arması da yoktu elbette… Arma ısrarıma dayanamayan amcam, bir beze o muhteşem armayı çizmiş, halam da işleyip formamın göğsüne dikmişti. Hem de ay yıldızla beraber.  Artık formam, gerçek Galatasaray formasıydı; en azından benim gözümde.

Güzel bir havada üzerimde fermuarlı eşofmanım ve altında “formamla”, gittik maça babamla beraber. Yürüyemeyen bir çocuk olduğum için babamın kucağındaydım maraton tribününe girerken. O devirlerde “engelli bölümü” var mıydı hiç bilmiyorum; varsa da biz bilmiyorduk ya da belki gerek duymamıştık.

Tribüne çıktığım anda gördüğüm atmosfer beni büyülemişti. O zamanlar, profesyonel takımların maçından önce profesyonelliğe aday futbolcu (PAF) takımlarının maçı oluyordu. Gündüz maçıydı; esas maç saat 15:00’te idi. O gençleri seyrederken dahi statta maç seyretmenin televizyon başında maç seyretmekten çok daha farklı, çok daha büyüleyici olduğunu anlamıştım çocuk gözümle. Beri yandan gözüm, rakip tribünde sarı kırmızı bayrak ve flamalarıyla Galatasaray taraftarına kaymıyor değildi doğrusu.

Gençlerin maçı bitip de Bursaspor ve Galatasaray sahaya çıktığında heyecanım bir kat daha artmıştı. Galatasaray’ın kalesinde, belki de mahalle maçlarında hep kaleye geçtiğim için hayranlık duyduğum Eser Özaltındere vardı. Fatih Terim’in kaptan olduğu takımın golcüsü Tarık Hociç idi. Defansta Raşit (Çetiner), orta sahada Sinan (Turhan), Öner (Kılıç), Metin (Yıldız) bugün gibi gözümüm önünde; çocuk hafızama nasıl kazındıysa…

Maç başlar başlamaz, pozisyonlara bir çocuk olarak hafif hafif tepki vermeye başlamıştım. Sonuçta Bursaspor tribünün tam göbeğindeydik de çocuğuz; dinler miyiz?

Dakikalar ilerledikçe sıcaktan dolayı eşofmanımın fermuarını biraz indirince forma ortaya çıkmıştı. Bunu gören tribündeki amcalardan biri “Ülen!” dedi, “Sen yoksa Cimbomlu musun?”

O andan itibaren belki korktuğum, belki küstüğüm için asık suratla ve tepkisiz maç seyrettiğimi gören yaşlı amca geri manevra yapıp beni maç başındaki coşkuma döndürmeyi denese de başaramamıştı. Bugün mümkün müdür bilemem? Ama o zamanlar kapıdaki görevliyi ikna ederseniz tribünden tribüne geçiş mümkündü o günlerde. Devre arasında babam beni Galatasaray tribününe götürdü. Zaten formayı gören görevli, “siz zaten yanlış yerdesiniz” dercesine babam bir şey demeden kapıyı açıp bizi Galatasaray tribününe almıştı. Biz tribüne girer girmez üzerimdeki formayı gören Galatasaraylılar, beni babamın kucağından kapıp omuzlarda tribünün ta en tepesine kadar taşıdılar. Tekrar babamın yanına döndüğümde epey zaman geçtiğini çok net hatırlıyorum.

Velhasıl, o devirlerde rakip formalı çocuklara şaka yollu takılan, çocuğu küstürünce de kahrolan amcalar vardı tribünde. Maç esnasında tribün değiştirecek kadar da naifti ortam.

Peki ya şimdi? Doğrusu ben bugün Bursa dâhil Galatasaray’ın misafir takım olduğu hiçbir maça bir engelli olarak Galatasaray formasıyla gitmeye cesaret edemem. Neden mi? Daha yakın bir gelecekten bir hatıramı paylaşayım:

Rahmetli Özhan Canaydın zamanında hemen her sene sezon açılışlarına Bursa’ya gelirdi Galatasaray.  2006-2007 sezon açılışında da öyle olmuştu. Bir önceki sezon engellilere ayrılan saha içindeki bölüm, rakip tribünün önünde oluyor, refakatçisi de rakip tribüne alınıyordu. Bu durumu göz önüne alan ben ve kardeşimin eşi Hakan, üzerimizde Galatasaray tişörtleriyle (forma bile değil, sadece üzerinde “Sarıyla-Kırmızıyla, Alnımızın Akıyla” yazan beyaz bir tişört) maça gittik. Fakat stada gidince ne görelim? Statta engellilerin konumları değişmiş, engelliler, en ateşli Bursaspor taraftar grubunun önüne, refakatçisi de o taraftarların içine alınmaya başlamıştı. Tribünün girişinde üzerindeki tişörtü gören birinin Hakan için polise “Bunu yukarı gönderme amirim, bıçaklarız(!)” demesi, o günün manşetlik sözüydü. Durumun vahametini anlayan polis, beni tam ters taraftaki Galatasaray tribünün önüne, Hakan’ı ise Galatasaray tribününe alarak durumu çözmüştü. O gün ben Galatasaray tribünün tam önünde tek başıma durup maç seyretmiştim.

Size başımdan geçen iki olayı anlattım. İki yaşanmışlık arasında 24 yıl var. İlk olayla, 2017 Türkiye’sinde Antalya ve İstanbul’da yaşanan diğer iki olay arasındaysa 34 yıl…

Bu gidiş, gidiş değil…

Tehlikenin gerçekten farkında mısınız?