Hayat Bir Armağan

Hayat Bir Armağan

Bazı insanlar vardır sadece tek bir alanda yeteneklidir ve o alanda kendilerini geliştirip başarı hedeflerler. Bazı insanlara ise farklı yetenekler bahşedilmiştir. Kuşkusuz yetenek, başarının tek başına belirleyicisi değildir. Yetenek ile çalışma ve azim birleşince Kerim ve Selim Altınok kardeşlerinkine benzer hikâyeler ortaya çıkıyor. Onlar, milli sporcu, hukukçu, müzisyen, besteci, eğitimci gibi kimliklere sahip olmanın yanı sıra gerçekleştirmekte oldukları projelerle de görme engellilere hayatı kolaylaştırıyorlar.

Sporcu, hukukçu, müzisyen, besteci, yazar, eğitimci… On parmakta on marifet böyle bir şey olsa gerek. Kamuoyu aslında sizleri yakından tanıyor. Ama bir kez daha hikâyenizi sizden duymak isteriz.

Selim Altınok: 1963 yılında İstanbul’da doğduk, çok küçük yaşlarda bir bayram günü elimize verilen bayram harçlığımızı yere düşürdüğümüzde, halının üzerinde ellerimizle aramamız babaannemizin dikkatini çekmiş ve o günlerden itibaren gözlüklerle tanışmışız. İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite yıllarını belki de ikiz olmanın etkisiyle birlikte geçirdik. Gören arkadaşlarımızla birlikte okuduk. Körler okuluna gitmedik çünkü çocukken kısmen görebiliyorduk. Ortaokul bittiğinde artık çok az görebilir hale gelmiştik. O nedenle bundan sonra kendimizi görme engelli olarak kabul edip tedbir almaya gayret ettik. Liseyi bitirdiğimizde İstanbul Emirgân Reşitpaşa’da bulunan körler rehabilitasyon merkezine gönderildik. Burada, beyaz bastonla yürüme, Braille alfabesi, ayrıca on parmak daktilo eğitimi ve kişisel idare dediğimiz birçok eğitim aldık. Orası, bizi hayata hazırlayan en önemli bir aşamaydı. Ardından İstanbul Üniversitesi hukuk bölümünü kazandık. En önemli sorunumuz kitapların okunmasıydı. Biz o kalın hukuk kitaplarını adeta kendimiz yeniden yazdık. Derslerde hocanın anlattıklarını kabartma not tutarak yaptık. Akşam saatlerinde eve gelirdik ve o notları daktiloyla temize çekerdik. Hafta sonları babamız o notları kasetlere okurdu biz de dinlerdik. Bu şekilde çalışarak üniversiteyi Kerim sınıf birincisi, ben de sınıf ikincisi olarak bitirdik. Ardından mastır ve doktora çalışmalarımızı yine İstanbul üniversitesinde tamamladık.

Kerim Altınok: Bu hukukla ilgili eğitimimizdi. Biz bir de müzik eğitimi aldık. İlkokuldan itibaren annemiz bize oyuncak müzik aletleri alırdı. Piyano ve selefon ile başlamıştık, daha sonra üçüncü sınıfta bir akordeon maceramız olmuştu. Bize kırmızı akordeonlar alındı ve onlarla müzik eğitimine başladık. Ortaokula geldiğimizde mandolin ve flüt hayatımıza girdi. Ortaokuldan sonra bana gitar, Selim’e keman alındı. Sonra mastır seneleri içerisinde İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Batı Şan Bölümü’ne yarı zamanlı devam ettik. Orayı da üç yılda bitirdik.

Görme engellilere yönelik birçok ilk çalışmaya imza attınız. Kuşkusuz bunların başında ilk dijital sesli kütüphane geliyor. Bu projenin ortaya çıkış sürecini bizimle paylaşır mısınız? Bu bağlamda, görme engellilerine yönelik yapmış olduğunuz diğer çalışmalara da değinmenizi istersek neler anlatırsınız?

Kerim Altınok: Biz kitap okumayı çok seviyorduk. Ancak, kasetler ile kitaplara ulaşabiliyorduk. Kabartma kitaplar sınırlı sayıdaydı. Biz de sürekli kütüphanelere giderek oradaki ses kayıtlarını poşet poşet götürüyorduk. 2000’li yılların başında bilgisayar teknolojisi yaygınlaşmaya başladı. Özellikle ben bu konuya ağırlık verdiğim için biraz araştırma yaptım. 2004 yılında bir Amerika seyahati yaptık. Orada mp3 formatlı kitapların yaygın olarak kullanılmaya başladığını gördük. Ayrıca internet kütüphaneciliğinin başlamış olduğunu gördük. Orada gördüklerimizi birçok platformda anlatmaya, yazmaya başladık ve bir proje geliştirdik. İlk dijital kütüphaneyi Beyazıt Devlet Kütüphanesinde kurduk. Sonra diğer kütüphaneler takip etti ve yaygınlaşmaya başladı. Bu sistem ödünç verilmesinde kolaylık oluşturdu. Artık kopya kavramı olduğu için biri o kitabı götürdüğünde diğerlerinin o kitabı beklemesine gerek kalmıyordu. Bu işin bir ayağı daha vardı. Bilgisayar sesi diye bir şey vardı. Metinler, bilgisayar sesiyle mekanik de olsa sese çevrilebiliyordu. Dolayısıyla bunun da hızlı kitap üretimi, acil durumlarda özellikle eğitim ders kitaplarının üretimi için çözüm olabileceğini düşündük ve bu da hayata geçti. Tarayıcılar, ses sentezleyicileri alındı; yüz binlerce sayfa ders kitapları tarandı, görme engellilerin hizmetine hızlı bir şekilde sunuldu.

Selim Altınok: Hayal Ortağım projemizden de bahsetmek istiyorum. Bu proje, dijital kütüphane aşamasını bir nokta daha yukarıya götürüyor. Dijital kütüphanede insanlar oradaki sesleri flash bellekleriyle kopyalayıp götürebiliyorlardı. Biz Amerika’da web sitelerine yüklendiğini gördük. Bunun yapılması konusunda da yazıp çizmeye başladık. İlk aşamada Boğaziçi Üniversitesinde Görme Engelliler Teknoloji Merkezi kuruldu ve bu sesler artık internetten indirebiliyor. Görme engelliler arasında bilgisayar kullanımı hızla yaygınlaşmasına rağmen yine de Anadolu’da birçok yerde internet ve bilgisayar kullanımı istenen seviyede değil. O yüzden başka bir bilgiye ulaşabilmesi için yeni bir proje yapmamız gerekiyordu. O da Hayal Ortağım projesiydi. Bunun özü şu: Seslendirilmiş kitaplar ve başka sesli materyaller ki bunlar özellikle gazeteler, haberler, dergiler vb. dijital ortama aktarılıyor ama bu kez görme engelliler bilgisayardan değil doğrudan cep telefonlarından dinleyebiliyor. Dağ başında bile olsa, telefon çekiyorsa bu proje ile bütün bu materyallere sınırsız ve ücretsiz ulaşabilir. Bu projeyi tek başına biz yapmadık tabi. Young Guru Academy (YGA) bu projenin filizlendiği ortam. YGA, gençlerin oluşturduğu bir sivil toplum örgütü. Bu projeye Turkcell destek oluyor.

Bütün bu projeleri geliştirmemizin tek nedeni okuma aşkımızdı. Bugün bu projeler sayesinde bunları yapabiliyorsak arkasında o günkü o okuma sevgimizi tatmin etme duygusunun var olduğunu düşünüyorum. 

Kerim Altınok: Bizim görme engellileri için bir çalışmamız daha var. Bilgisayarların görme engellilerin hayatına kolaylık katan bir alet olduğu yadsınamaz. Baktık ki bilgisayar okuryazarlığı diye bir şey gelişti ve çok kıymetli olmaya başladı, bunu nasıl yayabiliriz diye düşündük. Hukuk mesleğimizi tamamladıktan sonra derneklerde ve halk eğitim merkezlerinde bilgisayar eğitimleri vermeye başladık. Fark ettik ki bir yılda ulaşabildiğimiz görme engelli sayısı belki 20-30’la sınırlı kalıyor. O zaman bir eğitim seti hazırlama ihtiyacı hissettik. Özellikle ben, oturdum ve bir buçuk yıldan fazla bir süre uğraşarak bir sesli eğitim seti hazırladım. Tüm Türkiye’ye dağıtmaya başladık. Böylece uzak köylerden bile telefon almaya başladım. Görme engelli arkadaşlar bu eğitim setiyle bilgisayar kullanmayı öğreniyor. Bu eğitim seti Hayal Ortağım projesi içine de girmiş oldu. Artık yüz binlerce görme engelli cep telefonlarından bu setlere kolaylıkla ulaşabiliyor.

Bunun dışında bir gitar eğitim seti hazırladım. Çünkü görme engellileri için müzik kursu yok denecek kadar az. Bunu da internette paylaştım. Ayrıca satrancın yaygınlaşması için sesli eğitim setleri hazırladık. Ama kabartma yazının, dokunarak okumanın çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Kabartma satranç kitabı hayalimiz vardı ama maliyetli bir iş. Sponsor bir kuruluş desteğiyle temel bir satranç kitabı yazdık ve bu çoğaltılarak tüm görme engelliler okullarına gönderildi. Yaklaşık 15 körler okulu var hepsine hediye ettik.

Son dönemde gerçekleştirmekte olduğunuz sosyal sorumluluk projeleri ile ilgili bilgi alabilir miyiz?

Selim Altınok: Rüya ve Maskeler adlı bir projemiz var. Omurilik felçlileri derneği bünyesinde gerçekleşiyor. Engelli ve engelsiz dansçıların teatral dans gösterisi.  Bunun canlı müziğini iki arkadaşla beraber biz yapıyoruz. Şimdiye kadar 120 - 130 gösteri yaptık. Elde edilen gelir omurilik felçliler derneğinin bakım merkezine gidiyor.

Satrançta şampiyonluklar yaşamış birer sporcusunuz aynı zamanda. Satranç sporu ile tanışmanız ve elde etmiş olduğunuz başarıları bizlerle paylaşabilir misiniz?

Selim Altınok: Satranç bizim hayatımızda çok önemli bir yer tutuyor. Satrancı biz dedemizden 14 yaşındayken öğrendik. Onunla oynayarak başladık. Aradan birkaç ay geçtikten sonra bize bir satranç kitabı hediye etti. O zamanlar kısmen görebiliyorduk. Yoğun ışık altında okuyorduk. Tabiri caizse kitabı parçalarcasına defalarca okuduk. Aradan altı ay geçtikten sonra hiç unutmuyorum dedemizin karşısına çıktık ve ilk defa kazandık. Unutulmaz bir gündü bizim için. Hızla geliştirdik ondan sonra. Görme yetimizi kaybettikten sonra İngiltere’den kabartma satranç kitapları getirtmiştik. Braille Chess Magazine adında bir dergiye abone olduk. 1999’da Türkiye’de ilk defa körler satranç şampiyonası yapıldığında milli takıma girip o yıl ülkemizi Polonya’da temsil etme imkânına kavuştuk ve ekip olarak fairplay kupasıyla döndük. Polonya’dan sonra yaklaşık on ülkede çeşitli turnuvalarda Türkiye’yi temsil ettik. Şu ana kadar yaklaşık 150 turnuvada oynadık. Çok sayıda madalyamız var. Tabii ki gören satranççıların oynadığı turnuvalara da katılıyoruz. İşin en güzel tarafı da bu. Sadece kendi aramızda lokalize olmamak, topluma kendimizi kabul ettirebilmek. Bu boyutuyla satranç çok önemli bir spor. Gören ve görmeyenlerin yapabileceği belki de tek spor. Satranç faaliyetimizi Boğaziçi Görme Engelliler Spor Kulübü’nde sürdürüyoruz.

Satranç, görme engellileri sosyalleştiren, önlerinde ufuk açan ve beyinsel kapasitelerini artıran, kendilerini ifade etmelerini sağlayan çok önemli bir etkinlik. Her yıl Antalya’da Türkiye Görme Engelliler Şampiyona’sı yapılıyor ve her sene daha da fazla katılım oluyor.

Görme Engellileri Spor Federasyonuna bağlı diğer sporları da yakından takip edebiliyor musunuz? Mesela goalball takımının paralimpik oyunlar şampiyonluğu elde etmesi vb.

Tabii ki. Sekiz dal var spor federasyonunda. En başarılı olduğumuz goalball. Sonuçları takip ediyoruz tabii çok mutlu oluyoruz. İstiyoruz ki daha çok görme engelli spor yapsın çünkü o kadar güzel bir ortam var ki. Bir kulübünüz oluyor, kulüp arkadaşlarınızla birlikte turnuvada oynamak, bir takım olma duygusunu yaşamak, birlikte başarmak çok önemli. Golball ve futbol gibi sporlardaki başarılarımız ülkemizin yüzünü güldürüyor. Yavaş yavaş satrançta da dünya ve Avrupa düzeyinde başarılar bekleniyor. Ama şöyle de bir gerçek var. Satranç sporu Türkiye’de kültür olarak daha çok yeni. Ama batıda ya da doğu bloku ülkelerinde satranç 20.yy öncesinde bile kurumsallaştığı için görme engellilere de yansımış durumda. Onlar o ekolu arkalarına alarak oynadıkları için başarılılar. Türkiye’nin aslında satrançta bu farkı kapatması için hamle yapması, yatırım yapması lazım. Federasyondan daha çok destek lazım. Mesela daha çok kamp, daha çok turnuva yapılması, yıl içi eğitim çalışmaları yapılması gibi. Görme engelliler satranç olimpiyatına katılıp döndükten sonra bir dahaki yurt dışı turnuvaya kadar kamp yapmıyor ya da eğitim çalışması yapmıyor. Tamamen kendimiz çalışıyoruz. İnternet üzerinden arkadaşlarla birbirimize sunumlar yapıyoruz, yeni başlayanlara eğitim veriyoruz. Bu profesyonel eğitimciler ve milli takıma antrenörlük edecek kişilerin gözetiminde yapılabilirse daha fazla gelişebilir.

“Karanlığın Rengi Beyaz” isimli bir kitap yayınladınız. Kitapta kendi hayat hikâyenizden yola çıkarak topluma ve engelli çocuğu olan ailelere mesaj veriyorsunuz. Ne yazık ki çoğu aile, engelin bir eksiklik olduğunu düşünüyor ve çocuklarını eve hapsediyor. Dergimiz aracılığıyla onlara ne gibi mesajlar vermek istersiniz?

Kitabı 2006 yılında yayınladık. Beşinci baskı tamamlandı. Bu bizim yaşam öykümüz. Biz istiyoruz ki görme engelliler evlerinden çıksınlar, yalnız kalmasınlar. Aşırı korumacı tutumlar onlar için zararlı. STK’lar çok kıymetli bu yüzden. Oralarda görme engellilerin aynı engeli paylaştığı kişilerle hem bir araya gelmeleri hem sorunlarını paylaşmaları bununla enerjilerini yükseltmeleri, çözüm bulmaları, birbirlerinden destek ve moral almaları çok kıymetli. Hayatlarında eğitim mutlaka olmalı. Materyallere ulaşmak daha kolay artık. Onun dışında beyaz baston kullanmayı öğrenmeliler, sanatla mutlaka ilgilenmeliler, kendi başlarına dolaşmak önemli. Kitap okumak, spor yapmak. Mutlaka bir spor dalında olmalılar. Bu sayede yeni insanlarla tanışıyorlar. Görme engellilerde ister istemez bir hareket problemi var denebilir. Çünkü bir görme engelli muhtemelen bir gören kadar hareket etmeyebilir. Çalışmaları genelde bir masa başında olur ve olağan olan hareketi daha azdır. Dolayısıyla görme engelli arkadaşlarda kilo alma daha sık görülebilir. Sağlık için spor daha fazla önem kazanıyor.

Eklemek istedikleriniz var mı?

Hayat bize verilmiş bir armağan. Herhangi bir engelimiz de olsa yaşamak çok güzel. Biz hayatı böyle algılıyoruz ve çok mutluyuz. 24 saat yetmiyor. Hala okuyacak çok kitabımız var. Hala binlerce müzik eseri dinlemek, yeni beste yapmak, konserler vermek, satranç oynamak istiyoruz. Tanrının verdiği bu güzel hediyeyi en iyi şekilde kullanmak zorundayız. Herkese spor ve sanat dolu bir yaşam diliyoruz.