Klişe ve Önyargılar

Klişe ve Önyargılar

"Nasıl ki bir uzvu eksik avukata “Engelli Avukat”, bir kolu olmayan doktora “Para Doktor”, tekerlekli sandalye ile hareket edebilen fizik profesörüne “Tekerlekli Sandalye Fizikçisi” denmiyorsa, sporun da sporcunun da engellisi olmaz. Sporcu sporcudur ve sadece iyisi veya kötüsü olur, gerisi klişe ya da önyargılardır yıkılması gereken."

Birçok başka alanda olduğu gibi sorunun değil çözümün parçası olma gibi bir gayeniz varsa, önce önyargılar ve klişeler ile karşılaşırsınız. Çünkü önyargı ve klişeler, sizi çözümsüzlüğün labirenti içinde yanlış yönlendiren tabelalardır.

Bu yazının içeriği spor olduğuna göre önce klişe ve önyargılardan uzaklaşıp, temel doğru kavramları tanımlamamız lazım ki labirentlerin içinde kaybolmayalım.

Türk Dil Kurumunda spor; bedeni veya zihni geliştirmek amacıyla kişisel veya toplu olarak gerçekleştirilen, bazı kurallara göre uygulanan hareketlerin tümü olarak tarif ediliyor. Sporcu ise, spor ile uğraşan kimse olarak.

Yani nasıl ki bir uzvu eksik avukata “Engelli Avukat”, bir kolu olmayan doktora “Para Doktor”, tekerlekli sandalye ile hareket edebilen fizik profesörüne “Tekerlekli Sandalye Fizikçisi” denmiyorsa, sporun da, sporcunun da engellisi olmaz. Sporcuyu iş disiplini, çalışma azmi, yeteneği ve eğitimi göz önüne alınarak müsabakalarda gösterdiği performansların geneli üzerinden ancak iyi veya kötü sporcu olarak ayrıştırabiliriz hepsi bu.

Türkiye’nin en başarılı sporcularına baktığınızda göreceğiniz en önemli faktörlerin mücadele azmi, inanmışlık ve yetenek olduğunu hemen anlarsınız. Rio 2016’da en fazla başarıyı elde edenler ortada. Rio örneğinden devam edersek, başarısız sporcuların ortak özelliklerine bakınca mücadele azmi, inanmışlık ve yetenek noksanlığı hemen görünmektedir. Bunlara bir de ekonomik doymuşluk ile başarılı ya da başarısız her sporcumuza özgü antrenör, kondisyoner, psikolog, beslenme uzmanı vs. gibi yetişmiş insan eksiğimizi de eklerseniz, Türk sporu ve sporcusunun önündeki en büyük engellerin bazıları ortaya çıkar.

Engellenen sporumuzun bir diğer sorunu da elbette yönetenlerdir. Kimi “işini gücünü hatta ailesini bırakıp kendini spora veya bir kulübe adadığı” yalanını söyler, kimi sporcuları kullanıp toplumsal hassasiyetleri vicdanlar üzerinden kaşıyarak kendi düzenini yürütür.

Elbette başarılı sporcular gibi başarılı yönetenler de mevcuttur ülkemizde; ancak maalesef azınlıkta kalmaktadırlar.

Ortalama bir insanın kurbağalama yüzmesi zordur; hele bunu iki kolu olmadan yapabilmesi müthiş bir çabanın eseridir. Hele de bu branşta dünyanın en büyük yarışmalarına katılması ise insanüstü bir mucizedir. Basketbol salonunun üç sayı çizgisinin hemen ardına Stephen Curry’i bir sandalyeye oturtun ve üç sayılık isabet oranının ne olacağını bir hayal edin. Çok tuhaf değil mi?

Benim için büyük sporcular, bedenlerinin üretebildiği en yüksek fiziki performansa ulaşmak için büyük çaba ve azim gösterip bütün bunları yetenekleri ile pekiştirenlerdir. Bu bileşenleri potansiyelleri olmasına rağmen geliştiremeyenlere belki “engelli sporcu” diyebilirim sadece. Yoksa yukarıda da bahsettiğim gibi sporun da, sporcunun da engellisi engelsizi olmaz. Sporcu sporcudur ve sadece iyisi veya kötüsü olur, gerisi klişe ya da önyargılardır yıkılması gereken.

Ve klişeler, önyargılar yıkılmak için gözümüzün önünde dururlar; elbette sadece hissedenler ve anlayanlar için, bakıp ta göremeyenler için değil.