Milli Okçu Naci Yenier: Azim Ondan Sorulur!

Milli Okçu Naci Yenier: Azim Ondan Sorulur!

Röportaj: Burak Kara

Bir başka sporla hayata tutunma öyküsünün kahramanı Naci Yenier.

1993’te geçirdiği kaza sonucu tekerlekli sandalyeye bağlı kaldı. Yılmadı, hayata resim ile tutundu. Yetmedi, üniversiteye yazıldı, mezun olup diplomasını aldı. 50 yaşında okçulukla tanıştı ve paralimpik milli takıma seçildi, Rio’da yarıştı.

İşte O’nun ilginç ve azim dolu hikayesi...

 

Naci bey, muazzam bir hikaye sizinkisi... Bir kaza ile hayatınız değişti. Anlatır mısınız o günü?

1993’de kaza geçirdim. Dört arkadaş bir düğüne gidiyorduk köye. Virajı alamadık. Yol da otoban üzerine yeni yapılmıştı. Düzgün değildi. Adana’da gerçekleşti olay; ilk defa gittiğimiz için virajı alamadık takla atarak tarlaya yuvarlandık. Arabayı kullanan arkadaşla benim şanssızlığım, araba sırtüstü vurduğunda bir taşa denk geldi. Üst kaporta bizi sıkıştırdı. Arabayı kullanan arkadaş o sırada vefat etti.

Ne iş yapıyordunuz o günlerde?

Adana’da emlak bürosu işletiyordum arkadaşımla. 30 yaşındaydım.

Kazadan sonra neler yaşadınız?

Her şey bir anda terse döndü. Elden ayaktan düşüp bağımlı duruma geçiyorsunuz. Bu çok zor bir durum. İlk beş yılı atlatmak, bu engelliliği kabullenmek çok zor geçti.

Felç olduğunuzu size hastanede nasıl söylediler?

Omurgam ve boynum kırıldığı için kendimde değildim. En azından 10 gün komada kaldım, bana felç kaldığımı artık tekerlekli sandalyeye bağlı yaşayacağımı doktorlar söyledi. Duyduğumda tam idrak edememiştim. Sonradan vahametini anladım.

 

KARGA TULUMBA İLK MÜDAHELE

Kaza sonrası yanlış müdahale sizi bu noktaya getirmiş.

O zamanlarda ilk yardım müdahalemiz “Hadi Allah rızası için bir el atalım” şeklindeydi. Ben de öyle biliyordum. O an araçtan beni çıkardıklarında “Ayağım yok dedim” fakat hala bir bilgim yoktu konu hakkında. Aklımdan bile geçmemişti felç kalabileceğim. Arkadaşım ayağımı kaldırıp gösterdi, “çok şükür” dedim. Sonra bir minibüs geldi, karga tulumba ortasına uzattılar beni. Hastaneye naklettiler. Doktorlar sedyeye alıp muayene etti. Adana Devlet Hastanesi’ne sevk ettiler. Oradaki müdahale de karga tulumba idi, boynumu koruyacak hiçbir önlem alınmadı.

Hayata resim mi bağladı sizi?

Evet. Resim ile rehabilite ettim kendimi. Kazadan bir yıl sonra karakalemle başladım.

Nereden aklınıza geldi resim yapmak?

Açıkçası yeteneğim vardı. İlkokulda hocalarım beğenirdi. Kaza yapmadan iki ay önce resim kursuna gitmiştim. Resimle hayata yeniden başlamış oldum.

İlk yaptığınız resimler neydi?

Karakalem ve portre. Bunu geliştirmek için objelerin çizimini öğrendim. Portre yapımıyla ilgili bir kitap aldım. Onun üzerinden daha da gelişti resmim. Sistemi öğrendim. Yağlı, suluboya, akrilik.

Resim yapmanın hayata tutunmanızda nasıl bir desteği oldu?

Kendini kaybediyorsun, hayattan kopuyorsun resim yaparken. Her şeyi unutuyorsun. Engellilik gibi bir şeyin kalmıyor.

Gelelim okçuluğa...

2012’nın yazında Sapanca’ya bir otele gittik. Oradaki bir etkinlikte “Bir tane ok atayım bakalım” dedim. Hoca çok güzel attığımı, daha önce atıp atmadığımı sordu.

Mayanızda okçuluk varmış demek ki?

Yay burcuyum, oradan geliyor herhalde. Sonra hemen kendime kulüp aramaya başladım. 2011’de açık liseyi bitirdim. O arada üniversiteye de kaydoldum. Türkiye 12 binincisiydim puanımda. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nü kazandım. Bu bölümden de mezun oldum. Yapmıyorum ama gazetecilik. 2011’de ayrıca engelli KPSS sınavları açıldı. 2012’de yaş sınırını kaldırdılar. O sınavda 50 bin kişi içerisinde 1600’üncüydüm. Atandım. İstanbul Anadolu Adliyesinde idari işlerde memurluk yapıyorum.

Okçuluk devam ama..

Marmara Okçuluk Spor Kulübü’nü buldum. Başka kulüpler de bulmuştum ama ulaşım sıkıntısı olmuştu. Marmara okçuluk spor kulübünün internet sitesinde engellilere ücretsiz eğitim verdiğini gördüm. Onlar da çok beğendi atışımı. Üç ay sonra engelliler Türkiye şampiyonasına gittik. Birinci oldum ilk yılımda altın madalya aldım ve milli takıma hazırlık kamplarına çağırıldım. 50 yaşında milli oldum.

Rio’ya olimpiyatlara katıldınız. Nasıldı yarışmalar?

Evet, 81 sporcuyduk. En yaşlısı bendim Türk kafilesinin. Hepsine ağabeylik yapmış oldum. İlk olimpiyatımda beşinci oldum. Açılış günü gözüme bir konfeti parçacığı battı. O akşam çıkartamadık, ertesi gün hallettik. O da benim atışlarımı çok etkiledi. 5-6 günde gözüm ancak kendini toparladı.

Genel başarılarınızda ne var?

4 Türkiye şampiyonluğu, bir Avrupa, bir de dünya şampiyonasına gittim. İkisinde de 8'inci oldum. Olimpiyat seçmelerinde sıralamalarda 1'inci, elemelerde ikinci oldum. Ayrıca olimpiyat seçimi yarışmasında birinci olup Rio’ya gittim. Yaban Tv’nin düzenlediği İstanbul salan okçuluk şampiyonasında 3’üncülük.

Ok atmak nasıl bir şey? Size nasıl tatmin veriyor?

Bağımlılık yapıyor. Çok lezzetli bir yemek gibi de düşünebilirsiniz. Kendimden geçiyorum. Her şeyi tamamen unutuyorsunuz. Engeller kalmıyor. O an hedefteki sarı ve sen varsın. Başka hiçbir şeyi düşünmüyorsunuz. Hayatı 12’den vurduk işte.

Engelliler ne yapıyorlar, hayata küsüyorlar. Bir cesaretlendirin bu arkadaşları, hayata tutunsunlar. Ne yapsınlar sizce?

Hayata hiçbir şekilde küsmemeleri gerekiyor. Ellerine geçen fırsatları değerlendirsinler. İlk yaptığım resmi “Yok ya bu çok kötü oldu” deyip bıraksaydım devam edemezdim. Günde beş saat çalışıyorum. Ortalama 250-300 ok yapıyor bu. Yaklaşık 9-10 tona yakın ağırlık kaldırmış oluyorsunuz. İnsanlar çok hafif sanıyor ama epey ağır bir spor.

Okçuluğa başladığımda her şey daha da kolaylaştı. Kol ve ellerim güçlendi. Sağlığım düzeldi.

Bir engelim olduğunu da hissetmiyorum. Ok atmak yeterli mutluluğum için. Ama sağlamları yenmek ayrı bir gurur. Okçuluk sağlıklı insanlarla engellilerin bir arada eşit olarak yarıştığı tek spor dalı. Yaş sınırı yok bu sporda. Ben 2024 Olimpiyatları'nı görmek istiyorum. Hem de Altın madalya için gideceğim.

Sonuçta “her şeye rağmen hayata tutunmak lazım” diyorsunuz.

Hiçbir şey için hayatı feda etmeye gerek yok. Takmıyorum insanları da. Belediyeye gidip buralar beni engelliyor diyorum. Yaşadığım sokakları caddeleri ben kendime göre düzelttirdim, güzelleştirdim. Türkiye’de engelli bireylerin yaşaması zor. Yurt dışına gittiğinizde fark ediyorsunuz mesela tüm yapılar bizim kullanımımıza uygun. Yaya geçidine yaklaştığınızda arabalar duruyor, burada kırmızı ışıkta bile garantiniz yok. Yeter ki engel koymasınlar. Erişim ve ulaşım sağlasınlar yeter. İnsanlara şunu da söylemek istiyorum. Engelliye öncelikle size nasıl yardım edebiliriz diye sorsunlar. Kafalarına göre yapmasınlar bu müdahaleleri lütfen. Yardım yaparken daha da kötülük yapıyorlar.

Kısacası engelli bireyler bir şekilde hayata tutunuyorlar. Kaybettikleri uzuvlarının eksikliklerini diğer organların daha fazla çalışmasıyla ya da yardımcı aparatlarla aşıyorlar. Lütfen biraz empati yapalım. Kaldırımları işgal etmeyelim, engellilere ayrılmış otoparkları engelli bireylere bırakalım kaldırımlardaki rampaların önüne araçlarımızı park etmeyelim. Sizlerden tek isteğim engel olmayın yeter...