Nereden Nereye Geldik

Nereden Nereye Geldik

"Dünya ile aramızdaki farkı spor sahalarında 40 yılda kapatsak da zihniyet ve bakış açısındaki değişimin ve dönüşümün tüm topluma nüfuz etmesi için daha çok yolumuz var. Spor ile yaratılan bilinirlik ve ilerleme, umalım ki herkese örnek olsun."

Şöyle bir düşünüyorum da “paralimpik” denildiğinde insanların birbirine yüzlerinde kocaman birer soru işaretiyle baktığı günler çok da uzakta değil.

Öyle bir ülke düşünün ki, olimpiyat özlemiyle yanıp tutuşuyor. En üst düzey devlet görevlisinden, sokaktaki insanına kadar neredeyse 20 yıldır olimpiyatla yatıp, kalkıyor. Fakat bu işin olmazsa olmazı, “ikiz kardeşi” paralimpik hep kenar süsü oluyor, ihmal ediliyor. Tıpkı, milyonlarca engellinin sosyal ve gündelik hayatta hep görmezden gelindiği, yok sayıldığı gibi.

Öyle bir ülke düşünün ki, o ülkede kelamı (kendinden) menkul sayılan kişiler, “Sakatın da sporu mu olurmuş?” diyebiliyordu. Ve öyle bir ülke düşünün ki olimpiyata aday olduğu halde paralimpik komitesi bile olmadığını itiraf etmeye dili varmıyordu!
Bu vahim tablonun değişmesi için kurulduğu günden bu yana ciddi çalışmalar yürüten Türkiye Milli Paralimpik Komitesi, Türk toplumunu yıllardır daldığı bu derin cehalet uykusundan uyandırmak için çalıştı, çalışıyor. Kimi zaman acıtan, kimi zaman korkutan, kimi zaman da kızdıran bir metot izlenmiş olabilir. Fakat konu engelliler olunca hem fikirde hem de zikirde dünyanın bu kadar gerisine düşmüş bir memleketi uyandırmanın başka yolu var mıydı?

Gelinen noktayı somuta indirgemek için biraz geçmişe göz atalım. 1960'ta başlayan paralimpik oyunlarına Türkiye tam 32 yıl hiç katılamadı. 1992 Barcelona ve 2000 Sidney'e ise bayrak göstermiş olmak için davet usulü birer sporcu gönderdi. Kafile denilebilecek ilk katılım 2004 Atina’da, yani oyunların başlangıcından tam 44 yıl sonrasına rastladı. Atina’da Korhan Yamaç ile atıcılıkta gelen madalyalar medya aracılığıyla kamuoyunda bir farkındalık yarattı. Devletin ilgi ve desteği de bu sayede artmaya başladı. Sonra benim de bizzat yerinde izlediğim 2008 Pekin Paralimpik Oyunları geldi. Bir önceki 8 sporcuyu ikiye katlayıp 16 sporcuyla katıldığımız bu oyunlarda bu kez başka bir ilk yaşanıyordu. Türkiye ilk kez iki dalda birden kürsüye çıktı. O oyunlardaki 16 kahramanın içinde madalya kazanan ikisi okçulukta şampiyon olan Gizem Girişmen ve masa tenisinde bronz alan Neslihan Kavas'tı. Medya bu kez Gizem ve Neslihan’ı manşetlere taşıyor, Türkiye engelli sporcularını alkışlıyordu.

Ve Londra 2012... Henüz oyunlar başlamadan, paralimpik kafilemiz tarihe geçecek işler yaptı. Katılımcı sayımız 69 sporcuya çıktı. Paralimpik kafilesi, artık olimpiyat oyunlarına katılacak sporcu sayılarına ulaştı. Takım sporlarında yarım asırlık olimpiyat özlemini futsal ve goalball paralimpik takımlarımız dindirdi. Oyunları da 1 altın, 5 gümüş, 4 bronz olmak üzere 10 madalya ile noktaladı. Altın haltercimiz Nazmiye Muslu’yu, Neslihan Kavas’ı, Çiğdem Dede, Korhan Yamaç, Nazan Akın, Özlem Becerikli, Doğan Hancı, Duygu Çete, Kübra Üçsoy, Ümran Ertiş ve görme engelli goalball milli takımımızı kürsüde alkışladık.

Dört yıl sonra bu kez Rio’daki 2016 Paralimpik Oyunları’nda altın madalyalarımızın sayısı üçe çıktı. Nazmiye Muslu üst üste ikinci paralimpik altınıyla hem Türkiye, hem paralimpik tarihine geçti. Masa tenisinde Abdullah Öztürk ve goalball kadın milli takımımız kürsünün zirvesine çıktı. Masa tenisinde Kübra Korkut gümüş, judoda Mesme Taşbağ ve Ecem Taşın, atletizmde Semih Deniz, atıcılıkta Ayşegül Pehlivanlar ve masa tenisinde Abdullah ve Ali Öztürk kardeşler de bronz aldılar. Toplam 9 madalya ile oyunları 34. sırada tamamladık. 
Dünya ile aramızdaki farkı spor sahalarında 40 yılda kapatsak da zihniyet ve bakış açısındaki değişimin ve dönüşümün tüm topluma nüfuz etmesi için daha çok yolumuz var. Spor ile yaratılan bilinirlik ve ilerleme, umalım ki herkese örnek olsun.