Oradaydım

Oradaydım

Engelli sporcularımız Türkiye’yi en üst seviyede ve gururla temsil ediyorlar. Paralimpik oyunlar, dünya ve Avrupa Şampiyonlukları kazanıyorlar. Takım yarışmalarında başarıdan başarıya koşuyorlar. Biz de onlarla gurur duyuyoruz.

Engelli vatandaşlarımızın da spor yapmasına olanak sağlayacak ilk girişimler 1980 yılında başlamıştı.

O zaman özürlü diye tarif edilen kesim yeni yeni sesini yükseltmeye başlamış, Anayasa ile belirlenmiş haklarını kullanmak için örgütlenme yolunu bile seçmişti; hem de 12 Eylül Darbesi’nin yeni yaşandığı, sonuçlarının henüz ortaya çıkmadığı bir zamanda.

Ben o tarihlerde Ankara’da yeni yetme bir gazeteciydim. Ulus’taki Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü binası ikinci adresim gibiydi. Haber oradan çıkardı, bu nedenle benim ve meslektaşlarımın günü orada geçerdi. Darbenin hemen ardından genel müdürlük koltuğuna Albay Yücel Seçkiner oturmuştu. “Uçan Teğmen” lakabıyla tanınan Albay Seçkiner, cuntanın askerlerine hiç benzemezdi. Başçavuşun kendini general sanıp, general gibi hareket ettiği o dönemde Yücel Seçkiner askerden çok sivil bir bürokrat gibiydi. Hem de demokrat ve Atatürkçü bir bürokrat. Bizim Yücel ağabeyimizdi. Yedinci kattaki makamının kapısı her zaman bize açık olurdu. Görüşme taleplerimizi asla geri çevirmez, bizler de günün sonunda habersiz dönmezdik.

Yanlış hatırlamıyorsam 1981 yılının yaz dönemi yeni başlamıştı. Yücel ağabeyin odasında öndeki oturma grubunda çayımı içiyordum, içeri özel kalem müdürü girdi ve randevulu konukların geldiğini söyledi. Ben odadan çıkmak için hareketlendiğim sırada Yücel ağabey oturmamı söyleyip, konuklarını karşıladı. Gelenler, kolejli kıyafeti diye adlandırdığımız (Lacivert ceket gri pantolondan oluşan kombinasyon) takımları sanki aynı terziden çıkmış gibiydi. Tek farkı birisi siyah diğeri bordo renkte kösele ayakkabı giymişti. Daha uzun boylu olanın elinde kalın bir dosya vardı…

Büyük maun makam masasının önündeki karşılıklı tekli koltuklara oturdular. Yücel ağabey de bütün sevecenliğiyle, “Evet gençler anlatın derdinizi.” dedi. Konuklar önce dosyadan bazı fotoğrafları verdiler, tek kolu olmayan, tek ayağı olmayan, tekerlekli sandalyede oturan ama üzerlerinde forma ellerinde top ya da okçuluk malzemesi bulunan kişilerin fotoğraflarıydı. Ardından da, “Türkiye’deki özürlülerin de spor yapma hakkı var. Bu hak Anayasa ile belirlenmiştir.” deyip engellilerin spor yapabilmeleri için destek talebinde bulundular. İki taraf için uzun ama çok verimli bir görüşmeydi. Toplantı “Engelli sporcuları bir çatı altında toplamak gerek. Bunun için de federasyon kurulmalı.” ortak kararıyla tamamlandı.

Onlar için çok önemli bir adım, benim içinse harika bir atlatma haber olmuştu. Ertesi gün Hürriyet Gazetesi’nde “Özürlüler Federasyonu Kuruluyor” başlığı altında haberim geniş yer almış bir hayli de ilgi çekmişti. Temeli o gün atılan federasyon bildiğiniz gibi 9 sene sonra 1990’da ancak kurulabilmişti. 2000 yılında ise dörde bölünmüştü.

Şimdilerde ise çok farklı noktada. 9 milyona yaklaşan engelli nüfusun spor yapma, uluslararası alanda mücadele etme şansları çok fazla. Engelli sporcularımız Türkiye’yi en üst seviyede ve gururla temsil ediyorlar. Paralimpik oyunlar, dünya ve Avrupa Şampiyonlukları kazanıyorlar. Takım yarışmalarında başarıdan başarıya koşuyorlar. Biz de onlarla gurur duyuyoruz.

Engellilerin önündeki engelleri kaldırıp spor yapmalarına olanak tanıyan, destek veren herkesi ama herkesi yürekten kutlarım.