12’den Değil 10’dan Vuruyoruz Biz

12’den Değil 10’dan Vuruyoruz Biz

Sayı Büyük Olunca Önemi Artmıyor

Spor yazarları dâhil olmak üzere, büyük bir kitle tarafından yanlış bilinen bir ifade ile başlamak lazım okçulukla ilgili olan bu yazıya. Okçular en iyi atışlarında 12’den değil en yüksek sayı olan 10’dan vururlar. İlla en orta noktayı vurgulamak istiyorsak şayet o zaman da doğru terim yine 12 değil, 10’dur.

Bu doğru bilinen yanlış, aslında spora dair bilgimizde ne kadar eksik olduğumuzun bir göstergesi. Doğrusunu bilmesi gereken spor yazarlarının özellikle okçularla yaptıkları röportajlarında ısrarla “12’den vurma” tabirini kullanması ise mesleki yeterlilik açısından kolay açıklanabilecek bir durum değildir ne yazık ki…

Okçuluk, ilk kez olimpik branş olarak 1900 Paris Olimpiyat Oyunlarında, paralimpik branş olarak da 1960 Roma Paralimpik Oyunlarında (engelli sporcuların katıldığı olimpiyat oyunları) yer alarak spor kültürümüzün vazgeçilmez bir parçası olmuştur. İlk başlarda fiziksel engelli bireyler için rehabilitasyon ve eğlence amacı taşıyan okçuluk, paralimpik bir spor dalı olarak zamanla elit sporcuların yetişmesine olanak sağlamış ve yarışmalarda sporun içerdiği eşitlik, azim, rekabet, mükemmeliyet unsurlarını ön plana çıkarmıştır.

Günümüzde engelli okçular, olimpiyat düzeyinde performans göstermekte ve paralimpik oyunların yanı sıra olimpiyat oyunlarında da ülkelerini temsil etmekteler. Yeni Zellandalı okçu Neroli Fairhall yarıştığı 3 paralimpik oyunların (1980 Arnhem, 1988 Seoul, 2000 Sydney) yanı sıra 1984 Los Angeles Olimpiyat Oyunlarında, Paola Fantato 1996 Atlanta Olimpiyat Oyunlarında ve son olarak İranlı okçu Zahra Nemati hem 2016 Rio Paralimpik Oyunları hem de olimpiyat oyunlarında yarışmışlardır. Paralimpik okçuluk günümüzde 54 ülkede yapılmaktadır.

Paralimpik okçuluk Türkiye’de, Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu (TBESF) bünyesinde 2002 yılında faaliyete başlamıştır. Oldukça yeni sayılabilecek bu başlangıca rağmen, kısa zamanda Avrupa’da önemli başarılara imza atan okçularımız paralimpik oyunlar düzeyinde ise ilk kez 2008 Pekin Paralimpik Oyunları’nda 5 kota alarak yarışmış ve bu grafiği artarak sürdürmüştür. Bugün itibariyle ülkemizde paralimpik okçuluk, Avrupa, dünya şampiyonaları ve paralimpik oyunlar düzeyinde elde edilmiş onlarca madalya ile başarılı olarak niteleyebileceğimiz spor branşları arasındadır. Her spor branşının az çok maruz kaldığı maddi imkânsızlıklar ve sponsor yoksunluğundan, malzemelerinin maliyetli olması sebebiyle de çokça etkilenmektedir.

Bu yazının belki de en çok şaşırarak okuyacağınız kısmına gelirsek; paralimpik okçulukta yer alan 4 sınıflandırma grubundan (ARST, ARW1, ARW2, VI) biri de görme engelli okçuların yarıştığı VI sınıfıdır. Evet, doğru okudunuz! Görme engelli sporcular da okçuluk yapabilmektedir. 30 metrede yer alan 80 cm ebadındaki hedefe 72 ok atarak sıralama atışlarını tamamlayan görme engelli okçular, aynı mesafede set sistemi ile yarışarak madalyaya ulaşırlar. Sporun temsil ettiği azim ve rekabeti sergileyerek, imkânsız diye birşey olmadığını attıkları her ok ile dünyaya gösterirler. Tıpkı on binlerce engelli sporcunun her yeni gün vazgeçmeksizin yaptığı gibi...