Başarımızı mı Kutladınız, Başarısızlığınızı mı Kapattınız?

Başarımızı mı Kutladınız, Başarısızlığınızı mı Kapattınız?

Yazıma başlarken “Yiğide hakkını vermek gerek”-ten yola çıkarak Ampute Futbol Milli Takımımızın ikinci kez bizlere yaşattığı Avrupa Şampiyonluğu için kutluyor, onlarla gurur duyduğumu belirtmek istiyorum.

Ampute Futbol Milli Takımı’mız Avrupa Şampiyonu Oldu!

Tüm Türkiye Vodafone Park’ta oynanan maça kilitlendi. Sahanın ölçüleri farklı, taçlar elle değil ayakla atılıyor, bir baktık ki kalecinin bir eli yok. Aman Allah’ım bu adamlar kanadiyenlerle (koltuk değneği) oynuyor ve tek bacakları yok. Maç başlarken hem stattaki binlerce insan hem de televizyondan seyreden milyonlar bir süre bu farklılıkları özümseyerek ve meraklı bakışlarla önce kendi kendine bir cevap bulmaya çalıştı, sonra etraftakilerle paylaştı. Arkadaşına maç başlarken “Ya bunlar taç olunca nasıl atacaklar?” gibi sorularla kafalarında haklı olarak yanan ampulü söndürmeye çalıştı. Maçın havası yakalandıktan sonra ise hiç bir fark kalmadı ortada hatta “Yenilseniz de bu ülke sizinle gurur duyuyor.” naraları yükseldi stattan. Bu motivasyonla karşılığını verdi elbet, şaşkın ördek gibi sahada dolanan İngilizlere ay yıldızlı yiğitler. Öyle ya, paralimpik oyunlar haricinde dünyada hiçbir engelli branşı bu denli bir taraftar topluluğu önünde maç yapmamıştı. Alnının akıyla İngilizleri bir kez daha deviren milliler altın madalyanın sahibi oldu ve ülkeye müthiş bir keyif yaşattı o gece.

Başarımızı mı kutladınız, başarısızlığınızı mı kapattınız?

Bambaşka duygular içindeydi herkes milli maç gecesi. Takım bugünleri hayal ediyor ama bir o kadar da kırık gönülle “Nerdeeee?” diyordu. Zira bu alkışlanan takım 2015 yılında zaten Avrupa Şampiyonu olmuştu. 2005 yılında başlayan maceramız süresince dört kez dünya üçüncülüğü bir de Avrupa ikinciliği kazanmıştı. Televizyonda izlerken gülüyordum bizimkilerin cehaletine, şöyle diyordu spiker  “Sayın başkanım ne büyük başarıdır bu, nasıl oldu bir anlatır mısınız? Biz Ampute Futbol nedir diye bilmezken, şampiyon oldu bu takım”.  Beyler cahilliğinizi, aymazlığınızı, vurdumduymazlığınızı vurmayın kendi yüzünüze. Az önce de yazdım bu adamların başarısı bundan ibaret değil ki. Sen görememiş olabilirisin ya da görmek istemediysen bu senin sorunun. Ama bizim çocuklar yine edebiyle, başkan da dâhil yüzlerine vurmadılar, dün neredeydiniz diye. Sonuç olarak, A Milli Futbol Takımımızın elde edemediği başarı ve bu mevsimde başka bir yerden gelecek hayırlı bir haber olmadığı için, herkes sarıldı bir anda Ampute Futbol Milli Takımı’nın olası şampiyonluğuna. Sıradan spor branşları gümlemiş, belki birkaç kelle gidecekken, bir anda bizim milliler ortaya çıktı. Hatta kendi gurubumdan örnek vereyim. Ben, bizim milli takımın Riva’daki programını paylaştım, gider belki görüntü almak istersiniz diye. Çocukların da hoşuna gider, motivasyon kazanırlar dedim. Bana bilgileri verdiğim, hatırlattığım için teşekkür edildi, müsait zamanda gideriz denildi. Ancak final maçına geldiler. Futbol milli takımı fos çıkınca baktılar ki arkasında çok daha güzel bir dünya var ve senaryo da hazır. Bizim çocuklar başaramasa da “Türkiye Seninle Gurur Duyuyor.” olacaktı.

Şimdi O gece ne oldu? İyi mi oldu, kötü mü? Biraz göreceli. 13 sporcu kardeşimiz için iyi oldu. Ampute futbol için harika oldu. Engelli sporuna dikkat çekildi mi? Fazlasıyla. Hissiyat arttı mı? Onu göreceğiz.

Sesler Yükselmeye Başladı

Bu başarı, artık anlayanın yüzünde tokat gibi patladı. Kısa zaman önce işitme engelliler, ardından görme engelliler, daha sonra bedensel engelliler ve son olarak da özel sporcularımızın çil çil kazandıkları altın madalyalar. Özel sporcular demişken bir anımı paylaşayım. Radyodaki programımda özel sporcularla bağlantılı bir kişiyi konuk ettiğimde bana “off the record” şunu söyledi: “Ya engelli işte, kazanıyorlar tabii.” Aman dedim! Bu ne diyor? Bu kişi özel sporcuların hem sosyal hem de spor eğitimi aldığı merkezde görevli, yetkili bir kişi. Ben, “Bu çocuklar kendi başlarına mı koşuyorlar, hiç rakipleri yok mu?” diye soruduğumda, var demekten ileri gidemiyor.

Geçen günlerde lesportmagazine.com’da görme engelli B1 futbol milli takımı sporcularının serzenişini okudum. Zira bu takım 2015 yılında Avrupa Şampiyonu olmuş, Emrah da o turnuvada gol kralı tacını takmıştı. Bu kadar çabuk beklemiyordum ama ilk sitemi onlar etti. “Biz de şampiyonluklar yaşadık ama kimse bizi görmedi.”

Yarın diğer branş ve federasyonlardan yükselecek sesleri belki önlersiniz ama sporcuların içlerindeki kırgınlığı engelleyemezsiniz. İçerden birisi olarak, sevindirdiğinizin yanında üzdüğünüz çok daha fazla. Hadi dünü unuttuk, yarın ne yapacaksınız? Engelli spor kulüpleri ve sporcuları bütün dünyayı dize getirirken susabilecek misiniz? Kutlamayı sadece boynuna asacağınız çiçekten mi ibaret sanacaksınız. Zor beyler, bu işin içinden çıkmak çok daha zor olacak.

Sonuç ve Talep

Bu başarı bir milat olarak kabul edilmeli. Bu ülkede engelli sporcular elit sporcudur ve performans sporu yapmaktadır. Bu yüksek sesle söylenmelidir. Sosyal sorumluluk değil, sportif sorumluluk bilinciyle mücadele edildiği vurgulanmalıdır. Dünyada farklı olması bizi ilgilendirmemeli, biz dünyadan farklı ve bir o kadar da başarılıyız. Paralimpik olmayan branşlar için de farklı bir ödül yönetmeliği olmalı. Sporcuların ve kulüplerin kaynak bulmakta eli kolaylaştırılmalıdır. Federasyonlar daha profesyonel ve kurumsal bir yapıya büründürülmelidir. Sadece bu turnuvada elde edilecek kazanımlarla (maddi) olayın üstünün örtülmesi engellenmelidir.

Bizlerin içindeki iyi kötü başarıları ayrım göstermeden takdir edecekseniz baş göz üstüne, yapamayacaksanız gölge etmeyin yeter.

Ve bir not: TRT’de görevli arkadaşım Cem Çınar’a da emeklerinden dolayı teşekkürler. Bordrosunda yazan rakam kadar değil, yüreğindeki insan sevgisi kadar güzel iş yapan nadir meslektaşlardan.