Geç Gelmiş Şampiyonluk Gibi

Geç Gelmiş Şampiyonluk Gibi

Yaklaşık 40 yıldır engelliyim. Bu camiayla tanışmam ise 5 yıla dayanıyor. İfade garip geldi sanırım. Evet, 40 yıldır engelli olan birisi 5 yıldır tanıyor kendi zümresini. Neden geç tanıdığıma gelirsek, işin özeti şu; o kadar güzel insanlarla birlikte olmuşum ki kendimi hiç farklı hissetmemişim. Geç de olsa artık üretmek faydalı olmak zamanı dedik ve “Engelsiz”e başladık.

Ama ya öncesi...

1973 İstanbul doğumluyum. İki yaşındayken geçirdiğim ateşli hastalık sonucu başlatılan “tedavi” sırasında çocuk felci olmuşum.

Radyo programcılığına 1994 yılında başladım ve kesintisiz 16 yıl geceleri farklı radyolarda şiir okudum. İnternette aratırsanız hala aşıklar şiirlerimi paylaşır durur aralarında. Hoşuma da gider esasında.

“Engelsiz” programını yapmam 2006 yılında NTV’ye girmemle başladı. Ayrımcılığı hiç hissetmediğim NTV’de çalışırken, bir gün spor programı yapmam için teklif yapıldı ve kabul ettim.

Program için o zamanlar Gaziantep Büyükşehir Belediye’nin koçu olan Erdinç Kılıç’ı yayına aldım. Böylece kendisiyle “Engelsiz” in startını vermiş olduk.

Birlikte güzel işler yaptık. Erdinç hoca iyi destek oluyordu, onunla çok şey kattım kendime. Erdinç hocayla işbirliğimiz kendisi onurlu bir iş olan Milli Takımlar istatistikçisi olana kadar sürdü. Ardından ben yoluma tek başıma devam ettim.

Bu camiadan olup yine bu camiaya dair hiçbir şey bilmemek inanın çok acı bir durumdu. Programa konuk olarak gelen her sporcuda bir parçalarını bırakıp gidiyordu. Birlikte piştik anlayacağınız.

Kendim gibi engelli olan insanların başarılarını dillendirmek ve bu camia ile tanışmak, geç gelen şampiyonluk gibi sevindirmişti beni. Hatta 40’ından sonra beni sporcu bile yapmıştı bu insanlar.

Çok hikâye dinledim. Gece sağlam yatıp sabah yürüyemeyen de, tren raylarında zıplayayım derken trenin bir parçasını alan da. Hayatı hızlı yaşayayım diye düşünürken bugün en ağırından yaşamak zorunda kalana kadar türlü türlü hikâyeler.

Engelsiz programında konuk olan sporcuların tümü hem kendine hem de topluma önemli mesaj veren rol modeller idi. Her ne sebeple engelli kalmış olsalar da doğru insanlarla doğru işler yaparak başarılı olmuş, bu vesileyle topluma da mesaj verir hale gelmişler.

Adı üzerinde, hikâye... Yazan da biziz oynayan da. Önemli olan yazdıktan sonra rolümüzü iyi oynamak. Doğru işler yaparsak rol model, yanlış işler yaparsak kötü örnek oluruz.

Demem o dur ki camiamıza, işte bu “hikâyelere” yer veren “LimitsizSpor” isimli bir dergi katılmış, buna sevinelim.

Enerjimizi boş yerlerde değil üretmekte kullanalım. Biz başardığımız için kutlayanlarla birlikte eğlenelim.

Nefes alıyorsak hala yazacak bir hikâyemiz olduğunu unutmayalım.

Sağlıcakla kalın.