Kanatsız Melekler

Kanatsız Melekler

Siz hiç evladınızı severken “Allah’ım benden sonrasına koymasın yavrumu.” diyebilecek bir anne baba duydunuz mu?

Bir bardak suyu çeşmeden doldurduğunu gördüğünde ya da 13 yaşında ilk kez “anne” diyebilen evladının sesiyle irkilip hüngür hüngür ağlayan bir anne…

Duymadıysanız ben anlatayım size.

Çocukları otizmli ya da down sendromlu doğan hayata bambaşka başlayan ailelerin hikâyesi. Engelsiz Spor programını yaparken tanıdığım kanatsız meleklerin hikâyesi...

Çocukları için kariyerlerinden vazgeçen, hayata sadece çocukları için devam eden aileliler yaşam mücadelesi veriyor. Bazıları elinde ne var ne yok çocuklarının eğitimi için harcasa da çoğu zaman kapılar kapanmış hep yüzlerine. Okullara almamışlar, misafirliğe gidememişler, çocukları sokakta yaşıtları ile oyun oynayamamışlar, anlayacağınız hep ikinci planda kalmışlar. 90’lı yılların sonuna kadar desteksiz hep kendi çabaları ile bir şeyler yapmaya çalışmışlar.

Bazıları bu savaşa yenik düşmüş, aileler parçalanmış, yük genellikle kanatsız meleklere kalmış.

90’lı yılların sonunda engellilere bakış açısı kurulan yeni hükümetle değişti. Bambaşka bir politika izlenerek, anne babaların yüzleri gülmeye başladı. Aileler çocuklarını okula, spora göndermeye başladı. Evlerinde dört duvar arasına sıkışan bu gençler yavaş yavaş dışarı çıkmaya başladı.

Caner Ekin İstanbul Boğazı’nı geçerek tüm arkadaşlarına rol model oldu.Devletin zirvesinde o zaman Başbakan olan Sayın Cumhurbaşkanı’nın “manevi oğlum” dediği Caner, gazetelerde televizyonlarda verdiği demeçlerle insanların engelliye bakış açısını değiştirdi.

24 saat çocuğunu yanından ayıramayan anneler çocuklarını spora, eğitim kurumlarına göndererek hem rahat bir nefes aldı hem de onların gelişimine katkıda bulundular. Özel çocuklara sahip olan ailelerin en büyük korkusu, kendileri öldükten sonra çocuklarına ne olacağıydı.

Türkiye Özel Sporcular Spor Federasyonu sayesinde özel çocukları daha yakından tanıma şansı bulan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ailelerin bu sessiz çığlıklarını duydu ve onlara mutlu olacağı bir müjde verdi. İzmir’de 12 dönüm arazi üzerine özel bir tesis kurulacak. Bu tesiste kimsesiz kalan engelli çocuklarımızın her türlü ihtiyacı karşılanacak ve artık bu özel tesiste yaşayacak.

Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı bu tesisten 120 özel çocuk faydalanabilecek. Buna benzer bir tesisin temeli yakın zamanda Alanya’da da atılacak.

Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesinin yeni kampüsünde engelli çocukların tüm ihtiyaçlarının karşılanacağı bu özel tesisin farklı bir özelliği daha var. Hayata hazırlanan üniversite öğrencileri ile gençler, bu özel çocuklarımızla vakit geçirerek engelli bireyleri tanıyacak. Tesisle ilgili haber yapmaya gittiğimde Alanya’da tanıdığım Gülnur Hanım’ın bu projede katkısı çok büyük. Engelli çocuklara âşık olan Gülnur Erbudak Ağca, elinden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışıyor.

Engelsiz Cafe ve bir engelsiz yaşam merkezi kurmuş. Alanya’da yaşayan engelli çocuklara ücretsiz hizmet veriyor. Gülnur Hanım’ın başından geçen bir olay gözlerimizi yaşartıyor. 12 yıllık evli bir çift, özel çocukları için Engelsiz Spor programı aracılığıyla öğrendikleri tesisin kapısına gelirler ve Gülnur Hanım’dan bir ricalarının olduğunu söylerler.

Gülnur Hanım buyur eder otizmli çocuğun ailesini. Anne mahcup bir şekilde “Çocuğuma 90 dakika bakabilir misiniz?” diye sorar. Gülnur Hanım neden 90 dakika diye merak etse de o an sormaz.

Akşam, anne çocuğu almaya geldiğinde gözlerinde müthiş bir parıltı vardır, çok mutludur.

Gülnur Hanım merakına dizgin vuramaz ve sorar: “Neden 90 dakika?” Kadın gözleri buğulanarak cevap verir: “Biz 12 yıllık evliyiz, oğlum doğduktan sonra hiç eşimle sinemaya gidememiştik. Hayalimizdi. Sinema buraya 5 dakika mesafede; film 85 dakika, onun için 90 dakika” der.

İki güzel insan birbirlerine sarılarak ağlarlar.

Gerçekten zordur anne olmak, yavrusunun geleceğini düşünmek. O kadar çok örnek var ki.

Evlenip Türkiye’ye yerleşen Bosnalı Sabrina Hanım bence en güzel örneklerden biri:

Piyanist, eğitimci, belki de ünlü bir piyanist olacakken oğlu Onur dünyaya gelince hayatını oğluna adamış. Onur da bugün annesinin bu çabalarını boşa çıkarmadı.

Yüzmede sayısız madalyalar kazandı. Annesinin yanından bir dakika bile ayrılamayan Onur, özel okullara gitse de annesi sınıfta olmadan o eğitim kurumlarında kalmak istemedi. Derslerde bile annesiyle birlikte kaldı. Annesiz bir adım bile atmadı, ta ki hayatına spor girene kadar.

Onur yüzmeye başladıktan sonra kendine güveni geldi. Öğretmenleri ile şampiyonalara gitmeye başladı. Ama yine de ailesiz kalma şansı yok.

Bir de Cevdet ağabeyden biraz bahsedelim. O, bu camia içinde en şanslı ailelerden bir tanesi.

Çocukları doğduğunda bütün kapılar yüzüne kapansa da pes etmeyen örnek ailelerden biri.

Kapıdan kovsalar bacadan, bacadan kovsalar da duvarları yıkıp çocuğunu hayata kazandırmış.

Oğlunun ismi Gökhan Kotan.  Belki TRT Spor ekranlarından görmüşünüzdür bu delikanlıyı.

Nuray abla ve Cevdet ağabey, “Bir oğlum dana olsa yine Gökhan gibi olmasını isterim” diyen bir anne ve baba. Gökhan, artı bir kromozomlu. Canavar gibi bir delikanlı. Yüzme ile başlamış spora, masa tenisi oynamış, saz çalıyor babası gibi.

Şimdi ise Türk Telekom’da alın teriyle para kazanıp ailesine katkıda bulunuyor.

Anlatacak o kadar hikâye o kadar başarılı çocuk var ki değil dergide üç beş sayfaya sığdırmak, yıllar boyunca sürecek örnek alınacak dizi bile çekebilirsiniz.

Ne mutlu bana ki bu insanları tanıyorum, ne mutlu bana ki TRT Spor Engelsiz Spor sayesinde bu insanların hikâyelerini sizlere yansıtabiliyorum.

Onlara imkân verin, bu tertemiz yürekler sizlere neler yapabileceklerini ispatlasınlar.