Mucizenin Değil Azmin Öyküsü

Mucizenin Değil Azmin Öyküsü

Gazetelerde, televizyonlarda belki küçük bir haber olarak gözünüze çarpmıştır. Belki de haberi görünce “vah vah engelliler” deyip kanal değiştirmiş ya da diğer sayfaya geçmişsinizdir.

Hayatın en “engelli” koşusunda ipi en önde göğüslemek…

Toplum içine çıkarılmayan, odalara hapsolmuş, kaderlerine terk edilmiş milyonlarca engelliye “umut” olmak…

“Biz de varız, hem de en tepedeyiz” demek...

İşte bu 12 cesur yürek ağabeylerinin, ablalarının aldığı primleri düşünmeden İstanbul’dan yola çıktılar.

Burada bir parantez açmak istiyorum. Bu çocuklar bu bayrak için yola çıkmışken Türk Hava Yolları’nın büyük paralarla sponsor olduğu yabancılar kadar, engelli milli takımlarımıza biraz pozitif ayrımcılık yapsa ne olur sanki? Özel kontuardan alınsa, valizlerini kendileri taşımak zorunda kalmasalar. Aktarmalarda 6 saat beklerken Türk Hava Yollarının bekleme salonlarından faydalansalar kötü mü olur? Giderken belki reklamlara çıkan ünlüler kadar meşhur değillerdi ama dönüşte kazandıkları Avrupa şampiyonu unvanı ile her milimetresini kendi terleriyle sırılsıklam yaptıkları ay yıldızlı forma ile Türkiye’nin gururu olmuş “12 Cesur Yürek”ti onlar. TRT ekibine uçak içi çekim izni veren THY Basın Müşaviri Yaşar Üstün ve bu uçuşta Tekerlekli Sandalye Basketbol takımımıza ilgisini esirgemeyen kabin ekibine teşekkür etmeyi borç biliyorum.

İnsanların büyük paralar vererek tatil yapmaya gittiği Tenerife’deyiz artık. Hava sıcak, çocuklar heyecanlı…

Bundan önce üç defa Avrupa’da final oynadık, üçünü de kaybettik. Bu defa “zamanı geldi” diyen pırıl pırıl çocuklar bu sefer kararlılar.

Başlarında Can Aksu, takımı maestro gibi yöneten kaptanları Özgür Gürbulak ile ilk maç öncesi kısa bir sohbet gerçekleştiriyorum. Hepsi ağız birliği etmişçesine inançlı ve göğüslerinde taşıdıkları ay yıldızın gururunu taşıyor.

Sahada Fırtına Gibi Esen Takım

12 Cesur Yürek şampiyonanın ilk maçına muhteşem başlangıç yaptı.

İlk maçta Ay yıldızlılar İsrail’e salonu dar etti ve salondan 90-37 galip ayrıldı.

Türklerin ayak sesleri İspanya’da duyulmaya başladı.

İkinci maçında Las Tores spor salonunda Litvanya’yı 77-53 mağlup eden millilerimiz kendilerinden daha emindi. Turnuvanın üçüncü gününde tabiri caizse tekerlekli sandalye basketbolunu bize öğreten Almanya idi rakibimiz. Heyecan doruktaydı. Alman meslektaşlarım ile iddiaya bile girmiştik. Ben 12 Cesur Yürek’e çok güveniyordum. Maç başladı. Öyle bir başladı ki yazarken bile tüylerim diken diken oluyor. Özgür sahanın içinden, Can hoca dışarıdan bir maestro gibi yönetiyordu takımı. Almanlar neye uğradığını şaşırmıştı. 12 Cesur Yürek Almanlara potayı pek göstermeden salondan 57-21 galip ayrıldı.

Bir sonraki maç daha kolay geçer dedikse de millilerimiz bir önceki günün yorgunluğu ile çıktığı maçta İsveç’i 71-58 mağlup etti.

Grubun son maçında rakip güçlü Britanya idi. Paralimpik oyunlarında yenildiğimiz ve bir türlü dize getiremediğimiz Britanya. Maça muhteşem başladık. Britanya sayı üretmekte zorlanıyor millilerimiz attıkça atıyordu. Diğer gruptan gelen sonuç bir anda bençte kısa heyecan yarattı. Şampiyonluğun güçlü adayı ev sahibi İspanya kaybetmişti. Kimse İspanya ile karşılaşmak istemiyordu. Kâğıtlar kalemler alındı, hesaplar yapılmaya başlandı.

Can hocanın sesi salonda yankılandı: “BENİM ASLAN YÜREKLİLERİM, ÖNÜNE KİM ÇIKARSA ÇIKSIN YENEBİLECEK DURUMDA. İSPANYA İNGİLTERE ALMANYA FARK ETMEZ ÇIKIN VE BU MAÇI KAZANIN.”

Özgür, takım arkadaşlarını teker teker motive etti.

12 Cesur Yürek Britanya’ya salonu dar etti ve maçtan 71-60 galip ayrıldı.

Gurur ve güven tavan yapmıştı millerimizde. 12 Cesur Yürek adını yarı finale yazdırmıştı.

İl Capitano

Yarı finalde rakip İtalya’ydı.

Normalde hiç zorlanmadan geçeceğimiz bir maçtı. Ama maç oynanılmadan kazanılmıyordu. Bu başarıyı biz TRT olarak haber yapıyorduk ama Türk basını ne kadar ilgi gösteriyordu, gazeteler televizyonlar ne kadar yer veriyordu, onu siz düşünün.

Yarı finale yükseldiğimiz anda telefon trafiği başladı. Garanti Bankasından Ali Baras, Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Başkanı Arif Ümit Uztürk ve ben ayrı ayrı köşelerde telefon trafiği gerçekleştirdik ve orta noktada buluştuk. Üçümüzün de gözleri ışıl ışıldı. Bu iş olmuştu. Yarı final ve final maçı TRT ekranlarında olacaktı. Tüm Türkiye bu önemli maçları TRT SPOR ekranlarından izleyecekti. Bu yayınların gerçekleşmesinde emeği geçen tüm gizli kahramanlara teşekkür ediyorum.

İtalya maçı geldi çattı. Tüm Türkiye bizi izliyordu. O anları, yazarken bile yaşıyorum.

Olmuyordu, bir türlü olmuyordu. Attığımız toplar çemberden dönüyor bir türlü girmiyordu. İtalyanlar devleşmişti sanki. Salonun neredeyse bütün koltuklarını dolaşarak uğur yapıyor, bildiğim bütün duaları okuyordum:  “Allah’ım ne olur yardım et”.

Son saniyeler yaklaşıyor ve maç gidiyordu. Heyecan doruktaydı.

Can hoca son molayı alıyor. Hepsinin gözünün içine bakıyor ve “Tüm Türkiye şu anda TRT Spor’da sizi izliyor ve sizin için dua ediyor, çıkın ve bu maçı alın” diyordu.

Son saniyeler, nefesler tutulmuş maçın bitimi bekleniyor.

Gemiyi kim kurtarıyor dersiniz? Tabii ki Kaptan. Özgür’ün attığı iki üçlük ve takım arkadaşlarını motive etmesi maçı bize 66-63 kazandırıyor ama biz kenarda resmen ölüyoruz. Can hocanın olmayan saçları dökülüyor, ben maç sonu gözyaşlarıyla röportaj yapıyorum. Profesyonel olup ağlamamam gerekiyormuş ama ben onların bir ağabeyi olarak aynı bardaktan su içmiş, yağmurda, çamurda onlarla birlikte olmuş biri olarak profesyonel olamıyorum. Kenetleniyoruz. Özgür’ün salonun ortasında yaptığı konuşma ile silkeleniyoruz: “Daha bitmedi. Sevincinizi, enerjinizi final maçına saklayın.

Şaka gibi bu adam Özgür. Uzaktan, televizyondan belki de salondan tanıyorsunuz bu çocukları. Televizyondan gördünüz gibi değiller biliyor musunuz? İnsanı hayata bağlayan enerjileri var. Kısaca anlatılmaz yaşanır bu çocuklar.

Onlarla bir gün geçirin bambaşka bir insan olursunuz.

Şampiyonluk Geliyor

Final günü geldi çattı. Takımdan uzak durmaya çalışıyorum. Motivasyon bozarım korkusuyla. Uzaktan izliyorum Can hocayı Nevin ablayı, tribünde kalp krizi geçirecek mi korkusu yaşadığım Kenan ağabeyi.

İstiklâl marşımız bir başka söyleniyor canlı yayında. Tüm Türkiye bizi kalpten hissediyor TRT Spor ekranlarında. Salon diğer maçlara nazaran daha dolu. İngiliz taraftarlar hariç herkes Türkiye’yi destekliyor. Kameraman arkadaşım Mürsel, ben ve tribüne çıkabilen herkes maçın heyecanı içinde. Türk bayraklarını sallayarak takımımıza destek oluyoruz. Nedense İtalya maçını sağ salim atlatmış olmanın rahatlığı ile maçı izliyoruz.

Heyecan dorukta, hop oturup hop kalksak da içimizde bir serinlik, bir rahatlık var. Biliyoruz hissediyoruz o kupa gelecek.

12 cesur yürek sırılsıklam olmuş formalarının altında atan kalpleri ile aslanlar gibi mücadele ediyor.

Maçı 68-64 kazanıyoruz.

Salon yıkılıyor. Röportajlar birbiri ardına geliyor. Herkes çok mutlu. Birden salonda bir müzik sesi!

Damga vurmamız lazım diye düşünen benç ekibi Ankara havası çalıyor. Atmosfer muhteşem. Ardı ardına telefonları çalıyor Arif Başkanın. Twitter, Facebook yıkılıyor mutluluktan.

Bu eşsiz başarının mimarları olan Federasyon Başkanı Arif Ümit Uztürk, Başantrenör Can Aksu, Kaptan Özgür Gürbulak ve tüm 12 Cesur Yürek’e, teşekkür ediyorum. Kadın Basketbol takımımız da ilk defa böyle büyük bir turnuvaya katılarak tecrübe edinmiş oldu.

Aslında kitabı yazılacak bu başarı hikâyesinin küçük bir bölümü ile sizlere anlatmaya çalıştım. Bu başarı burada kalmayacak. Dünya ikincisi olan U23 milli takımımız ağabeylerinin izinden inançla yürüyerek Türk engelli basketbolunun yeni başarılara imza atmalarını sağlayacak.

Siz onlara şans verin onlar neler yapabileceklerini göstersin.