Sevgi Var Ya Şu Sevgi...

Sevgi Var Ya Şu Sevgi...

Sporda ödül konusu bizim hep başımızı ağrıttı. Marifet iltifata tabiidir de işin suyunu çıkarma konusunda üstümüze yok. Ödül için hayatını ortaya koymaktan çekinmeyen bir sporcu nesline sahip olduk. Şahikasını da 2013’de patlayan olaylarda gördük. Ödül alacağım diye doping maddesi kullanma yaşı 16’ya kadar düştü. Akdeniz Oyunları’nda şampiyonluğa ya da birinciliğe, her neyse, 500 altın ödül koyduk. Keza ikinci ve üçüncüler de faydalandı bu durumdan. 3-4 sporcunun olduğu branş ya da sıkletlerde gözümüzün önünde arpalık gibi dağıtıldı bu ülkenin paraları.

Akdeniz Oyunları dediğiniz bir spor organizasyonu da gelen ülkeler neredeyse spora yeni başlamış gençlerini alışsınlar diye Mersin’e taşımıştı. Sonuç suratımıza şamar gibi yapıştı. 2020 Adaylığı için Arjantin’de yarışırken, Olimpiyat İstanbul’a gelsin diye hayal görürken, dünya âlemin gözü önünde dopingçi olduğumuz suratımız alenen vuruldu. Neden? Tosuncuklar ödül kazansın, ceplerini doldursunlar diye doping yaptıkları için. Sıfır tolerans hikâyeleri de zaten ondan sonra çıktı. Türkiye’de ödül/doping ilişkisi öyle böyle değil. Artık bütün kamuoyu da biliyor. Olimpiyatlarda altın ve gümüşü art arda alarak bize tarih yaşattılar dediğimiz sporcular dünyanın parasını cebellezi ederek sırtüstü yattılar. İş o kadar arsızlığa dönüşmüş durumda ki dopingli çıktıkları ortaya çıkmasına rağmen verilen dünyanın parasını aldılar ve sıkılmadan geri vermiyorlar. Ödül olarak öğretmenlik hakkı verildi, bu benim hakkım değil diye işi de bırakmıyorlar. Sonra çocuk yetiştirecekler: “Birazcık çalmakta, devletin parasını hüpletmekte sakınca olmaz canım, elinizden geleni yapın” diyecekler herhalde!

Toplum da tepki veriyor elbette bu fotoğrafa. Başka tarafından bakarsanız, Ampute Milli Takımı’nın ortaya koyduğu başarıya bütün kamuoyu ödüllendirme konusunda destek vermedi mi? Bana sorarsanız abartıldı da. Ama helali hoş olsun. Onlar açısından eminim ki dünyayı verseniz, “Bacağım yerinde olsun değişmem” düşüncesi öndedir. Allah yardımcıları olsun. Güle güle otursunlar evlerinde, paralarını da güle güle harcasınlar. Ödüle bakışta aradaki fark bu işte. Gönüllerde ve vicdanlarda iş bitiyor.

Peki, o sürecin de farkında mıyız?

Ampute futbol arada derede bir branş olduğu için yasal zeminde, yani yönetmeliklerde uygulamalarda bir türlü ödül için yer bulunamadı. Yetkililer açıklamalarla bu konunun halledileceğini söyleyerek çalışma başlattılar. Gerçi gönlü zengin halkımız, işadamları onu beklemeden konuyu fazla fazla hallettiler ama gelecek açısından net bir düzenleme ihtiyacı da ortaya çıktı.

Engelli sporuna ilişkin ödül konusu şüphesiz bugünün meselesi değil. Çok önceden çok sıkıntılar çekildi. Üzdü de. Daha sonraki gelişmeler durumu bir yerlere getirdi. Engelli sporu olimpiyat düzenine girdi, uluslararası örgütlenmeler, oluşumlar, çabalar, çalışmalar engelsizlerle eşit muameleyi sağladı. 10 sene önceyle kıyaslanmayacak işler var. Örneğin devletin verdiği ödül miktarında eşitlik söz konusu Ama hiçbir şey kolay elde edilmiyor. Çaba gerekiyor. Çok çaba gerekiyor.

Şimdi öğreniyoruz ki, devlet ödüllendirmede eksik gediği kapamak için çalışmalar yapıyor. Ve hatta iyileştirme çalışmaları da söz konusu. Çok uzun olmayan bir zaman dilimi içersinde devletin engelli bütün sporculara verdiği ödüllerle ilgili kamuoyunu mutlu edecek yeni düzenlemeler olabilir. Dileriz olur. Sonuna kadar hak ediyorlar. Onları hiçbir maddi destek katıksız mutlu ve huzurlu etmez. Sevgi, gönüllerini almak, ilgilenmek, her zaman yanlarında olduğumuzu hissettirmek, yaşatmak, paradan puldan çok daha değerli ve önemlidir.