Spor Her Koşulda Hayattır

Spor Her Koşulda Hayattır

Hayatın ta kendisi! Ne varsa, neyi yaşıyorsak, hissediyorsak neyle karşılaşıyorsak, spor da o. Kendine has mücadele, strateji, plan, düşünme, icra kavramlarıyla birlikte. Şüphesiz heyecan, keyif de işin içinde. Peki, ya herkesin gıpta ile baktığı, izlediği bir futbolcu değil de ayağı dizinin altından kesilmiş ama büyük bir istekle ve hatta aşkla ve farklı ölçülerde bir sahada "gol" peşinde koşan birinden bahsediyorsak? Sahada mutlu ama içinde fırtınalar kopan birinden...

Bu ilk yazıda durum tespiti yapmaktan kaçınamayız. Şüphesiz engelli sporuyla ilgili ülkemizde çok iş yapılıyor ya da yapılmak isteniyor iyi niyetle. Çağın gerektirdiği noktaya ulaşabiliyor muyuz? Elbette hayır. Bırakalım sporu; hayatın içinde evinden sokağa çıkmak isteyen bir engelli vatandaşın işini kolaylaştırabiliyor muyuz? Görme engellilerin yolda yürümelerine yardımcı olan çizgilerin üzerine park etmiş araç fotoğrafları sosyal medyanın en çok kullandığı haberlerin arasında değil mi?

Engelli olmak. Onlarla engelsizler arasında kurulan, ancak geliştirilmeye muhtaç bir alan var. Açıklık var. Mesafeyi yaklaştıran en önemli unsurlardan biri de spor. Engellilerin spor aracılığıyla kurmaya çalıştığı "hayat bağı" çok önemli ve değerli. Söylemeye, tekrar etmeye gerek var mı diye düşünülmemeli. Var! Sık sık hem de, durmadan! Gerçek bu!

Açalım şimdi.

Dünyanın gelişmiş ülkelerinde engelli sporuna, sporcuya bakışın ortaya koyduğu sonuçlar şüphesiz bize eninde sonunda “dayatma” ya da zorunluluk diyelim, şeklinde dönüyor, dönmeli. Paralimpik oyunlarda iki dönemdir artan bir ivmeyle alınan sonuçlar ortada. Böyle bir çizginin daha şimdiden 2020 Tokyo Paralimpik Oyunları'na daha iyi olmak için hazırlıkları başlatan bir emrivaki yaratmadığını kim söyleyebilir? 4 Federasyon Başkanı da şimdiden söylemlerini bu gerçeğe odaklamış durumdalar. Hatalar, yanlış uygulamalar, yapılmaması gereken işler, alınmaması gereken kararlar olabilir ve bunların muhataplarına yine diğer muhataplar tarafından ağır eleştiriler de getirilebilir.

Amacın sadece "üzüm yemeye" odaklanması gereken bir durumdan bahsediyoruz. Bu satırların yazarı 10 yıla yakın bir süre önce ampüte futbol oynayan, çeşitli nedenlerle engelli kalmış, önemli kısmı asker kişilerle konuşmuştu. Yirmiden fazla insan artık bir liglerinin olması gerektiğini, ilgililerin bu konuya eğilmeleri gerektiğini büyük bir şevkle, yapılan haber üzerinden talep etmişti. Aradan geçen zamanın ardından bugün gelinen süreç ortada.  Kim neyi eleştirirse eleştirsin, kim neye laf sokuşturmak istiyorsa sokuştursun; lig var, oynuyorlar, milli takım var, gidip maç yapıyorlar, başarılı sonuçlar alıyorlar o insanlar. Futbol Federasyonu işin içinde, TRT bir tarafından tutmuş. Eksiklikleri giderilir. Bu memleketin Gençlik ve Spor Bakanı hepsinin peşinde, ilgili, istekli.

Demek istiyoruz ki, engelli sporu, gönül işidir. Sporla uğraşan engelli, hayata el atmıştır, tutmuştur. Gizem Girişmen “uluslararası komitede bizi temsil edecek” haberini duyduğumuzda gururlanmayan var mıydı? Nerden nereye kısmını bizler söyledik. Daha da iyileri çıkacak. Yavuz Kocaömer ismi var örneğin. Bulunduğumuz noktanın en temel, baş aktörlerinden biri, aktörü hatta. Söylemleri sert ve rahatsız edici olabilir. Ama ömür verilmiş bir uğraşın içinde.

Sporun bizatihi varlığı engelli insanları, insanlarımızı kucaklayacak. Engelli sporcular limit tanımadan hayata spor aracılığıyla da tutunmaya devam edecek. Hepsi birbirini etkiyecek ve bu halka genişleyecek. Çok uzun bir zaman diliminde ve bu işlerin içinde olup gerçekten çok zorlu yollarda uğraş verenlere fazla rahat gelebilir bu bakış açısı. Hayır, öyle değil! Bu sözler umutlu, iyimserlik arayan, spora yıllardır emek veren kıdemli bir gazetecinin engelliye duygusal bakmasının yarattığı bekleyişin yansıması. Kısaca, hepsi bu!