Takılmamak Gerek...

Takılmamak Gerek...

"Biz işimize bakacağız. Başarılı olacağız, imkânlarımız sınırlı ama en büyük zenginliğimiz bu. Bizi takip eden binlerce insan var. Enerjimizi heba etmeyeceğiz ki onlara ışık olabilelim. Bizlerin sesi, gözü, kulağı, kalemi olmuş insanlara sahip çıkacağız. Başkalarından beklemeyeceğiz bunu. Kendimize sahip çıkacağız."

Bu sıfat birçoğumuzu rahatsız etse de çoğu kez görmezden gelsek de tırnak içinde sunulmuş hayatın olmazsa olmazı. Ama işin temeline bakarsan bu sıfatı yine yapan koymuş o da trajikomik tarafı. Biz fazla takılmayalım; engel, adı üzerinde yükselti, zorluk vb. Engeli koyanlar ya da engeli kaldırmayanlar, işin kolay yolunu bulup “engelli” demiş benim sıfatıma. Çok da uğraşmamışlar anladığım kadarıyla. Bizleri memnun etmek zor olduğu için, kulağa en hoş gelenin bu olduğunu düşünmüşler. Geçenlerde katıldığım bir ödül töreninde, İşitme Engelliler Spor Federasyonu Başkanı sayın Yakup Ümit Kihtir ile ve milli takımın değerli isimleriyle aynı masadaydık. İşaret dilini henüz bilmediğim için, Ali Metin hocayla laflıyorduk. Kendisine süper liglerine neden ‘sağırlar’ dediniz diye sordum. Biz işitenlerin kulağına biraz sert kaçıyor, yoksa sponsor mu böyle istedi diye sordum.

Futbol Milli Takım Teknik Direktörü Ali Metin’e sorunca, Federasyon Başkanı dudaklarımı okuyarak konuya dahil oldu. Özetle, sağır tamamen duyma kaybı olanlara, işitme engelliler ise kısmen duyma kaybı olanlara denirmiş. O nedenle futbol süper liginin adı “Sağırlar Futbol Süper Ligi” olarak uygun görülmüş. Bunu da bizzat Federasyon istemiş. Yurt dışındada ingilizcesi DEAF, fransızcası SOURD, ispanyolcası SORDO kullanılıyor. Biz biraz hissiyatlı düşünüyoruz sanırım. Sağır dostlarımız ise inanın biz işiten engellenenler kadar bu konudan rahatsız olmuyorlar. Onlar rahatsa mesele kapanmıştır. Yani kulağa nasıl geldiği değil, her engel grubunda anlamı önemli. Fiziksel sorun yaşayan kişilerden biri olarak benim grubumun “engellenenler” olarak tanımlanması yeterli olacaktır. Bu bir mesajdır J

Engelli Olduğuma Hiç Üzülmedim

Öncelikle benim sıkça dile getirdiğim ama çok da sitem etmememiz gereken bir konuya değinmek istiyorum. Her başarı yakaladığımızda hep bir ağızdan; “Neden kimse görmüyor, neden basın orada burada yazmıyor çizmiyor, niye kimse bizi görmüyor?” diye sitem edip dururuz. Bunun sadece engellenen sporcular için geçerli olmadığını bildiğim için çok üzerinde durmayacağım. Bir spor gazetesini açıp bakınca ne demek istediğimi anlayacaksınız. Biz işimize bakacağız. Başarılı olacağız, imkânlarımız sınırlı ama en büyük zenginliğimiz bu. Bizi takip eden binlerce insan var. Enerjimizi heba etmeyeceğiz ki onlara ışık olabilelim. Bizlerin sesi, gözü, kulağı, kalemi olmuş insanlara sahip çıkacağız. Başkalarından beklemeyeceğiz bunu. Kendimize sahip çıkacağız. Herkes kendi yaptıklarından mesul değil bizim hayatta. Benim elde ettiğim başarı, başka bir engelleneni sokağa çıkarıyor. İçinde umudunu canlı tutuyor.“Tek değilim, ben de üretebilirim yapabilirim” diyor. Anneleri heyecan basıyor. Biz o altın madalyaları kendimiz için kazanmıyoruz. Abdullah, Burcu, Beytullah, Ebru, Ayşegül, Hakan, Naci, Nazmiye, Ümit, Yiğit, Ömer ve diğerleri. Hepsi farklı branşların altın isimleri. Bu isimlerin hiçbiri bu madalyayı kendisi için kazandığını düşünmüyor. Önce milleti için, sonra kendisi gibi olanlar için, ailesi için, arkadaşları için ve kendi için. Bu sporcular kayıp olan hayatlarını keşfedip, meyve veren bir ağaca dönüştürmüş olan isimler. Ve hepsinin ortak bir özelliği, düşüncesi var; “Engelli olduğuma/kaldığıma üzülmedim”.