Türkiye'nin Paralimpik Oyunlar Karnesi

Türkiye'nin Paralimpik Oyunlar Karnesi

Dillerimize pelesenk bazı veriler* göstermektedir ki Türkiye’de nüfusun yüzde 12.29’u engelli bireylerden oluşmaktadır. Elbette her engelli bireyin paralimpik oyunlar düzeyinde performans sporu yapmasını beklemek mümkün değildir. Ancak engelli nüfusumuzun niceliği göz önüne alındığında paralimpik oyunlar karnemizin de ülkemize yakışmadığı bir gerçek.

Her spor branşı paralimpik branş olmadığı gibi her sporcu da paralimpik oyunlar düzeyinde sporcu değildir. Kısaca, paralimpik oyunlara katılım bile başlı başına bir sınav içermektedir. Peki, Türkiye 1960 yılında Roma’da başlayan paralimpik oyunlar serüveninin neresinde?

Geçmişten günümüze paralimpik oyunlar tarihini tablolar halinde bir araya getirdik. Türkiye’nin paralimpik oyunlar serüvenine baktığımızda, ne yazık ki 32 yıl boyunca paralimpik oyunlarına sporcu gönderemediğimizi görüyoruz.

İlk olarak 1992 Barcelona Yaz Paralimpik Oyunları’na yüzme branşında davet usulüyle Mehmet Gürkan ile katıldığımızı görüyoruz. 1996 Atlanta Paralimpik Oyunları’nı es geçerken, 2000 Sydney Paralimpik Oyunları’na yine yüzme branşında Ali Uzun ile katılım sağlıyoruz. 2004 Atina Paralimpik Oyunları ise tarihimiz açısından ayrı bir öneme sahip. Zira atıcılıkta Muharrem Korhan Yamaç ile tarihimizin ilk atın madalyasını elde ediyoruz. Üstelik bu tarihi başarısının yanına bir de bronz madalya ekliyor Korhan ve Türkiye 8 sporcu ile katıldığı Atina paralimpik oyunlarını 53. sırada tamamlıyor. 2008 Pekin Paralimpik Oyunları yine başka bir tarihi başarıya sahne oluyor. Bu satıların yazarı tarafından okçuluk branşında kadınlarda tarihimizin ilk altın madalyasını alıyoruz. Bu altın madalyanın yanına, masa tenisi branşında Neslihan Kavas ile bir de bronz madalya ekleyerek bu defa 16 sporcu ile katılım sağladığımız oyunları 58. sırada tamamlıyoruz. 2012 Londra Paralimpik Oyunları’na geldiğimizde, kafilemizde 67 sporcu ile çıktığımız yolculukta 1 altın, 6 gümüş ve 3 bronz madalya olmak üzere toplamda 10 madalya ile ülkemize dönüyoruz ve oyunları 43. sırada bitiriyoruz.

2016 Rio Paralimpik Oyunları ise 79 sporcu ile tarihimizin en yüksek katılımının yanı sıra takım sporlarında golbol kadın takımımızın kazandığı ilk altın madalya ve üst üste ikinci paralimpik altın madalyasını alan Nazmiye Muslu Muratlı sayesinde yine ilklere sahne oluyor. Sıralamada ise yine üst sıralardan uzakta, 34’üncülükle yetiniyoruz. Düzenlenen ilk kış paralimpik oyunlarından tam 38 yıl sonra 2014 Sochi Paralimpik Oyunları ise ilk kez boy gösterdiğimiz paralimpik kış oyunları olarak tarihe geçiyor. Üstelik kış sporları açısından coğrafi olarak avantajlı bir ülke olmamıza rağmen...

Günün sonunda rakamlarla konuştuğumuzda elimize kalanın; 174 sporcu ile katılım sağladığımız, 6 altın, 7 gümüş ve 10 bronz madalya olmak üzere toplamda 23 madalya aldığımız bir serüven olduğunu görüyoruz. Bu başarılarla dolu tablonun, neredeyse 80 milyona yakın insanımızın yaşadığı ülkemiz için yeterli olup olmadığı sorusuna benim yanıtım ise ne yazık ki“hayır!”. 

Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesinde performans odaklı yaklaşım, konunun ileride daha da ciddiyetle ele alınacağının sinyallerini verse de, önümüzde acil olarak ele alınması gereken önemli unsurlar da yine bizi beklemekte. Tıpkı engelli spor federasyonları bünyesindeki teknik kurulların yetkinlik düzeyinin düşük olması, antrenörlerin nicel ve nitel yetersizliği, paralimpik spor branşlarına hala yoğun olarak rehabilitasyon odaklı bakılması, erişilebilir spor tesisleri, sponsorluk, beden eğitimi öğretmeni yetiştiren fakültelerin müfredatlarında zorunlu ders olarak engelli bireyler için fiziksel aktivite derslerinin olmaması gibi...

Beden eğitimi derslerinde engelli olduğu için bir kenarda oturan ve dönem ödevi gibi ödevler hazırlayan öğrencilerimizin arasında belki de geleceğin paralimpik şampiyonları var. Keşfedemediğimiz, ulaşamadığımız ve yetiştiremediğimiz birçok değer en büyük kaybımız aslında.

*TÜİK, 2002 Türkiye Özürlüler Araştırması

Tablo 1