Gizem Girişmen

Gizem Girişmen

“Ben hep sporla iç içe büyüdüm.  İlkokul üçüncü sınıfta kayak ve buz pateni ve yüzmeyle ilgilendim.  Milli başarıları getiren spor, üniversiteden sonra başladı. Okçulukla üniversiteyi bitirdikten sonra tanıştım. Okulun, ardından çalışma hayatına geçmeden önce kendime de biraz zaman ayırmaya karar verdim.”

“Tesadüfen aradığım eski hocam ‘Sen bizim antrenmanımıza gel, izle, belki çok keyif alırsın’ dedi. Ben de gittim. Ok ve yayı ilk kez o zaman elime aldım. Ancak ilk denememde oku karavana attım. Üstelik çok kısa bir mesafeden dışarı attım, ama çok keyif aldım o anda. Başladım. Haftada 6 gün antrenmana gittim ve 2 yıl boyunca çalıştım. 2004 yılı Eylül ayında okçuluğa başladım, 2005 yılında da milli oldum. 2006 yılında ilk uluslararası başarımı elde ederek Avrupa üçüncüsü oldum. Bu başarı benim için çok önemli. Çünkü bana başka bir dünyanın kapısını açtı. Madalyalarımı gösterirken herkes Dünya Şampiyonluğu madalyama kilitlenir, ama benim için önemli olan 2006 yılındaki o Avrupa Şampiyonluğu’dur. Onun yeri çok ayrıdır bende.”

“Okçuluk, insanın kendi kendine kalabildiği bir spor. Tamamen kendi yeteneklerinizi yansıtabildiğiniz, hedefe kilitlendiğinizde ve odaklanabildiğinizde çok güzel sonuçlar alabildiğiniz bir branş. Başkasına bağımlı değilsiniz. Oldukça bireysel. Hatalarınızı kabul ettiğiniz ya da başarılarınıza sahip olabildiğiniz bir spor. Okçuluk bana başkasının ne işle ilgilendiği, ne yaptığı ya da ne söylediği ile ilgilenmemeyi öğretti. Kaybetmeyi, kazanmayı, kaybettiğinde de devam edebilmeyi. İnsanın zor zamanlarının olabileceğini, ama ağlaya sızlaya ok atılabileceğini de. Okçuluk bana hayatı öğretti. Sporun en güzel yanı, insana hedef koymayı öğretmesidir. Kendisine ve başkalarına faydası dokunmayan insanların en büyük sorunu, hedef belirleme eksikliğidir... Başarı hiç kimseye altın tepside sunulmuyor. En değer verdiğimiz ve en büyük başarılar, en büyük fedakârlıklar göstererek kazandığımız başarılardır. Hayatta sadece kendi sorunlarımızın olmadığını fark edebilirsek eğer, daha dolu dolu ve başkaları için de anlamlı bir hayat sürdürebiliriz.”

“Annem bana ‘Her gün herkesin başına gelebilecek bir şey bugün bizim başımıza geldi, ama biz bu koşullar altında çok güzel bir hayat sürdürebiliriz’ dedi.  Böyle güçlü bir annenin çocuğu olunca size de mızmızlanmak düşmüyor. Ne yapılması gerekiyorsa onu yapıyorsunuz. Ne mutlu ki bana hayat güzel fırsatlar da çıkardı, ben de hep çalıştım. Ülkemi de çok iyi temsil ettim, yaptığım işi de en iyi şekilde yapmaya odaklandım ve öğrenciyken de çok başarılı bir öğrenci oldum. Çünkü çok çalıştım. Ben karakter olarak vazgeçmeyen biriyim. Ancak Paralimpik oyunlar şampiyonu olmam da bana engelleri aşmak için fırsatlar verdi. Bir engel aştıktan sonra bir sonraki engeli aşmak daha kolay oluyor. En önemli şey öncelikle iletişim kurmak ve derdimizi anlatmak. Sonrası kendiliğinden gelişiyor.”

“Ben renkli bir insan olduğumu düşünüyorum ve içimdeki renkleri birbiriyle çarpıştırmak yerine onları beslemek için çaba sarf ediyorum. Başka insanların bakış açılarında değişim yaratabilmek çok güzel bir duygu bu yüzden sizin de söylediğiniz gibi kendi bilgi ve birikimim çerçevesinde toplumun bilinçlenmesine katkı sağlamak istiyorum. Kişisel olarak ekonomik, sportif, akademik kısaca her alanda elde edilmiş başarılar elbette önemli ama bu başarılar topluma faydalı olup, toplumda etki yaratabildiğinde ve arkasından bu başarıyı taşıyacak toplum var edebildiğinde gerçek başarıdır diye düşünüyorum.”

“Başarı konusuna gelince, benim kişisel olarak hissettiğimle başkalarına hissettirdiğim birbirinden biraz farklı sanırım. Kişisel olarak, ben bu ülkenin yetiştirdiği bir sporcuyum, burada doğdum, burada okudum ve bugün o formayı giyip ok attıysam, bu ülkenin bana verdiği bir şey bu. Ben bu ülkenin sporcusuydum, dışarıdan gelmedim. Ben bunu yapabiliyorsam, herkes bunu yapabilir.”

Gizem Girişmen “yola” çıkalı çok oldu. Bu uzun bir serüven! İsteyen istediği gibi yorumlayabilir. Çok mesafe aldığına şüphe yok. Adeta canını dişine takmış çok sayıda insana dokunmak için uğraşıyor.  Onu 11 yaşından itibaren bedeniyle ilgili başka bir boyuta taşıyan “kaza”ya takılıp kalmayacağına önce annesi inanmış.  Kendisi de bu büyük desteğe karşılık vermiş. Eğitimini tamamlamış. Zaten hiç kopmadığı spora devam etmiş.  Paralimpik oyunlar şampiyonluğuna kadar muhteşem işler başarmış. Devlet “görmüş” onu, başkalarına da teorik, pratik katkıda bulunsun diye bünyesine almış, o azmini artırarak işi uluslararası görev almaya kadar çıkarmış. Duracağı da yok!

Bütün bunlar bildiğiniz şeyler mi? Onu yeteri kadar tanıyor musunuz? Hiç sorun değil. Bence bir kere daha okuyun, bir kere daha hatırlayın, bir kere daha düşünün, bir kere daha mutlu olun böyle birisini tanıdığınız için.

Nefes alacak zamanı yok. Onca işin arasında Limitsiz Spor’a yazmayı da ihmal etmiyor. Büyük katkıda bulunuyor. Onun yazdıkları geniş kitlelere ulaşıyor, biliyoruz. Kişiselleştireyim; ben gazeteciyim, heyecanla kendimce farklı algılıyor ve değerlendiriyorum. Değişik zamanlarda değişik platformlarda söylediği sözlerinin bir kısmını hiç dokunmadan aldım.

Ne kadar anlatsak az! Çok teşekkür ederiz kendisine!