Paralimpik Sporda Stratejik Planlama

Paralimpik Sporda Stratejik Planlama

Önceki yazıda paralimpik sporun sosyoekonomik etmenlerden nasıl etkilendiğini, makro ve mikro boyuttaki etmenlerin neler olduğunu masaya yatırmıştık. Spor başarısında makro boyuttaki etmenlerin önemine karşın, bugün ülkelerin stratejik planlama yaklaşımlarına gitgide daha çok önem ve değer verdiğini de belirtmiştik. Stratejik planlama, öncelikli hedeflerin belirlenmesi ile kaynakların doğru alanlara yönlendirilmesi olarak özetlenebilir.

Hatırlanacağı üzere, küçük ülkelerin, rekabette daha başarılı oldukları belli başlı sporlara yatırım yapması daha uygun bir strateji olarak  değerlendirilmektedir. Çünkü küçük ülkelerde maddi olanaklar, nüfus yoğunluğu, yüzölçümü, uygun iklim koşulları, spor odaklı kültür ve gelişmiş spor altyapısı gibi etmenlerin çoğuna aynı anda rastlamak çok olası değildir (Seiler 2013).

2016 Rio Paralimpik Oyunları incelendiğinde görülür ki Türkiye’den daha başarılı olan 33 ülkenin 17’si Türkiye’ye göre daha yüksek GSMH’ye sahipken 16’sının GSMH’si Türkiye’den düşüktür. Türkiye’den daha iyi performans göstermesine karşın GSMH ve yüzölçümü açısından Türkiye’nin gerisinde kalan ülkeler çoğunlukla eski komünist ülkelerdir, bu da komünist geçmişin spor başarısına etkisini göstermektedir.

Merkezi planlamayla yürütülen bir ekonominin bulunması ve spor odaklı politika geliştirebilen ülke olmak da paralimpik başarıyı -bazı olumsuz etmenlere karşın artırmayı başarır. Ukrayna buna iyi bir örnektir çünkü paralimpik yüzme odaklı spor politikaları sayesinde yalnızca yüzmede 74 madalya kazanmışlardır. Bu, pek çok ülkenin toplam madalyasından fazladır. Bu, yalnız spor politikalarının gelişmişliğiyle değil, ülkelerin halihazırda yatkın oldukları belirli sporlara yönelmesiyle de yakından ilgilidir. Bu durum ekonomik gelişmişlik ve başarı oranı arasında kurulan olumlu korelasyonu da sorgulamamıza neden olmaktadır.

Brittain, “Bir ülkenin ekonomik durumu paralimpik spor başarısında ya pek az etkilidir, ya da hiç etkili değildir,” demektedir (Brittain, 2006:5). Bu yönde bir başka örnek 21. sıradaki Tunus’tur. Rio 2016 Paralimpik Oyunları’nda Tunus 31 sporcuyla yarışmıştır, bu 31 sporcunun tüm  paralimpik atletizmde yarışmıştır ve tümü paralimpik atletizmde olmak üzere 19 madalya kazanmıştır. Nüfus yoğunluğundan tutun GSMH’ye, yüzölçümünden tutun takımın sayısal olarak küçüklüğüne değin hemen hemen her alanda daha dezavantajlı koşullarda bulunan Tunus, belirgin bir spora odaklanmak ve bu alanda gelişmek yoluyla rekabette başarı elde etmiştir. Fas da 24 sporcusunun 14’üyle paralimpik atletizme yoğunlaşmış, 6 madalya kazanmış ve 33. sıraya yerleşmiştir. Bu noktada, paralimpik atletizm, paralimpik yüzme ve bisiklet gibi sporların paralimpik programdaki önemini vurgulamak gerekir. Bu üç spor en çok madalya veren ve diğer branşlara göre en çok kotanın dağıtıldığı dolayısıyla en fazla sayıda sporcunun yarıştığı sporlardır.

Örneğin Rio 2016’da atletizm alanında toplamda 177 madalya verilmiş ve bu spora katılım 1100 sporcuyla diğer sporları gölgede bırakmıştır. Paralimpik yüzmede 620 sporcu 152 madalya için yarışmış, bisiklet ise bunları 230 sporcu ve 50 madalyayla izlemiştir. Bu sporlara yatırım yapmak ve zaman ayırmak diğer sporlara kıyasla daha avantajlı görünmektedir. Örneğin kazanılan kotanın ardından daha yüksek sayıda sporcunun katılımına olanak sağlayan takım sporlarında sonuçta yalnızca tek madalya kazanılabilmekte ve bu durum madalya tablosundaki sırayı aşağı çekebilmektedir.

Bu bağlamda, ben de eski bir sporcu ve altın madalyalı bir paralimpik okçu olarak (Beijing 2008), Türkiye’nin paralimpik spor başarısının yükseltilmesi için birtakım önerilerde bulunmayı önemli bulmaktayım. Madalya kazanma oranı yüksek, ülkeye rekabette üstünlük sağlayacak sporları saptamak ve bunlara yatırım yapmak, stratejik planlamanın en vurucu maddesidir. Bu yaklaşım, başarı oranını yükseltmek isteyen Türkiye gibi ülkelerin de kısa erimde öncelikli çözümleri arasında değerlendirilebilir. Örneğin, W1 karma takım yarışmaları okçulukta rekabetin en yumuşak olduğu spor etkinlikleridir. Bu etkinliklere yapılan yatırımla daha yüksek bir madalya kazanma oranı yakalanabilir.

En az bu denli önemli bir diğer nokta, spor federasyonlarının çalışanlarının, antrenörlerin, sınıflandırma uzmanlarının, teknik delegelerin, hakemlerin teknik kapasitelerinin geliştirilmesidir ki yukarıda bahsi geçen saptamayı ve benzerlerini bu kişiler de yapabilsin. Kısaca, uluslararası eğitim programlarına katılmalarının desteklenmesi ve üstlenilmesi olmazsa olmazdır.

Yarışma olanakları, tesisler, antrenman olanakları, teknik uzmanlık gibi, engelsiz spor federasyonlarının da üzerinde çalıştığı konularda işbirliği protokolleri yapılmalı ve paralimpik sporla engelsiz spor arasındaki yardımlaşma artırılmalıdır. Paralimpik alanda faaliyet gösteren spor federasyonları uluslararası yarışmalar ve ülkeler arası antrenman kampları düzenlemeli, sporcularına yarışma deneyimi kazandırmalıdır.

Paralimpik programda yer alan tüm sporlar için TMPK, Spor Genel Müdürlüğü ve paralimpik spor federasyonlarının üyelerinden oluşan uzman gruplar kurulmalı, bu gruplar tüm paralimpik sporlar için özel olarak kısa ve uzun erimli stratejik planlar geliştirmelidir. Paralimpik alanda faaliyet gösteren spor federasyonlarının sponsorluklardan elde ettiği gelirin artırılması için engellilik, yüksek performans sporu ve paralimpik sporlarla ilgili bilinç artırıcı kampanyalar düzenlenmelidir.

Paralimpik sporun en önemli sacayağı sporcudur. Yüksek performansın elde edilmesi için sporcu temelli yaklaşımlar benimsenmelidir. Dolayısıyla paralimpik alanda faaliyet gösteren spor federasyonlarının, Spor Genel Müdürlüğü’nün ve TMPK’nın bünyesinde sporcu konseyleri bulunmalıdır.

Uzun erimde, engel temelli yaklaşımlardansa spor temelli yaklaşımların benimsenmesi gerekmektedir. Çünkü paralimpik spor federasyonlarının hem teknik, hem de finansal durumlarına bakıldığında tek bir kuruluş çatısı altında bu denli çok sayıda spor dalının barındırılmasının ve bu spor dallarının başarı elde edilecek biçimde stratejik olarak yönetilebilmesinin olanaksız olduğu görülmektedir. Eninde sonunda bazı spor dalları finansal ve teknik destek bakımından diğerlerinden daha şanslıdır. Bu nedenle spor temelli bilimsel yaklaşımlar Türkiye’de paralimpik spor sisteminde benimsenmelidir.

Bir ülkenin yüksek performans elde etme kapasitesi, yetenek geliştirme politikaları ve önceliklerini doğru belirlemesiyle doğrudan ilgilidir.

Türkiye’de de doğru stratejilerle daha yüksek başarı elde edilmemesi için hiçbir sebep yoktur. Önemli olan bulunduğumuz yeri iyi tespit etmek ve olmak istediğimiz yere götürecek süreçleri kaynaklar ve öncelikler çerçevesinde iyi planlamaktır.