Umut Olmak

Umut Olmak

Engelli özel bireylerin hayatlarında yaşadıkları sıkıntıları tekrar tekrar anlatmaya gerek yok sanırım. Gelin bu gün sıkıntılarımızı da bir kenara bırakalım. Hiçbir karşılık beklemeden, hayatlarını bu çocuklara feda etmiş kalbi güzel ve dünyamızda artık pek de rastlanmayan insanları anlatalım.

Türkiye’de nüfusun yüzde 10’unun engelli olduğunu herkes dile getiriyor. Siz bunlardan ne kadarını sokaklarda, yarışma alanlarında ya da toplum içinde görüyorsunuz. Yüzde iki desem abartmış olmam. Peki, nerede diğerleri nerede? Çoğu büyükşehirlerden uzakta kimsenin görmediği yerlerde.

Buradan tüm engelli çocuk sahibi ailelere sesleniyorum ve diyorum ki yalnız değilsiniz. Yalnız olmadığınız gibi sizlerin adına belki de sizlerin hiç haberi bile olmadan uğraşan, bu özel çocuklar için bir şeyler yapabilmek için çırpınan bir gönüllü ordusu var. Limitsiz Spor dergisi elinize geçer mi, ya da oyun oynamaktan, magazin haberlerini takip etmekten internet sitemize girer bu yazıyı okur musunuz bilmiyorum. Ama okursanız şunu asla unutmayın. Yalnız değilsiniz.

Gittiğim turnuvalarda yapılan tüm aktivitelerde dikkatimi çeken en önemli şey bu gönüllü ordusu oldu. Kimi bir okulun müdürü kimi bir yerde ilçe müdürü kimi öğretmen ama onları ortak bir paydada buluşturan tek şey bu özel çocuklar. Kendi ailesi içinde hiçbir engelli birey olmadan bu alana gönlünü vermiş, bu dünyanın tüm maddi beklentilerinden uzak çok özel bir anlayışla işlerini yapıyorlar. Bunun adı umuttur, umut olmaktır. Onların çabalarını gördükçe ben adeta mutluluktan uçuyorum. Sadece engelli bireyler için değil, bu dünya için de umutlanıyorum.

Umut Dolu Bir Örnek

Bir gün İstanbul’a gitmiştim. Sosyal medyayı çok etkin olmasa da kullanıyorum. Facebook’ta  İstanbul’da olduğumu yazdım. O size az önce bahsettiğim gönlü güzel öğretmenlerden birinin numarası ekranımda belirdi. Açtım telefonu ve konuşmaya başladık.

Onlar da İstanbul’da kamptalarmış. Bir çocuktan bahsetti yaşı 11. Resmini de gönderdi. Dünyalar güzeli yakışıklı bir kardeşimiz.  Maalesef bu delikanlının okulunda onun engeli ile dalga geçiliyor, dışlanıyor. Bu delikanlının niyeti okulu bırakmak hatta evden çıkmamak. Öğretmeninin görevi normal şartlarda eğitim verdiği branşta çocuğu eğitmek. Ama o ne yapıyor? Bir anne bir abla ya da bir ağabey, baba gibi davranıp bu çocuğu kazanmak istiyor. Öğretmen arkadaşımın isteği bu delikanlıyı ekrana çıkarıp ona destek olmak.

Burada da devreye belki hiç adını duymadığınız Engelsizspor ekibi giriyor. Halbuki ben İstanbul’da görevde değildim. Kameram yok, aracım yok. Olayda sadece iki kişi vardı. Öğretmen ve çocuk. Devreye bende girdim oldu üç. Ben antrenmen yerine gitmek için can atıyorum. Elimde telefon TRT Spor İstanbul Müdürü Yusuf Mertol’u arıyorum. Uzun yıllar beraber çalıştığım Yusuf benim bu konuda ne kadar hassas olduğumun farkında. Hiç tereddüt etmeden elinden geleni yapacağını söylüyor. Araştırıp geri dönecek. 5 dakika geçmeden telefonum çalıyor. “Cem ağabey, kamera buldum ama araç konusu İstanbul’da biriz sıkıntılı cevabını alıyorum. Ulaştırma şefini arayıp derdimi en ince ayrıntısı kadar anlatıyorum. 10 saniye sessizlik ve sonra “tamam ağabey ama şoför sizi bırakır döner” cevabını alıyorum.

İki kişiyle başlayan hikâye şimdi beş kişiyle devam ediyordu. 1 saatlik bir yolculuğun ardından ulaştık çekim yapacağımız yere. Bizi getiren şoför arkadaşa çay molası verdik, geri dönecek. 10 engelli genç antrenmandalar. Önce diğer çocuklarla başlıyorum röportajlarıma. Hayallerinin ne kadar büyük olduğundan bahsediyorlar. Gözüm bir ara şoför arkadaşa takılıyor, çocuklara hayranlıkla baktığını fark ediyorum. Konuşmaları can kulağı ile dinliyor. Gözler biraz buğulu. Ama hedefimize daha ulaşmadık, asıl hedefimiz bir uzvu eksik olan ve arkadaşları tarafından dışlanan o delikanlı. Onun için buradayız. Yattığı yerden var olan tek elinden tutup kaldırıyorum. Gözlerinin içi çakmak çakmak. Bana göre dünyanın en yakışıklı adamı. Başlıyoruz konuşmaya.

Hedeflerinden, spora ne zaman başladığından bahsediyoruz. Ama bir elim omzunda, uzak değilim ona; öz abisi gibiyim mikrofonu tutarken. Kalpten konuşuyorum, bazı insanlar gibi yalandan yere gülüp rol yapmıyorum. Röportajın sonunda “birlikte bir mesaj vermeliyiz değil mi” diyorum insanları kırmadan biraz bizi anlamaları için. Gözlerimin içine bakıyor. Ne mesajı Cem ağabey der gibi.

Başlıyorum anlatmaya “Bizim bir uzvumuz eksik olabilir ama kocaman bir yüreğimiz var. Bizimle okulda, mahallede, çevrede dalga geçen arkadaşlara sesimizi duyurmamız lazım. Lütfen bizimle dalga geçmeyin. Milyonlarca Türk gencinin hayalinde olan ay yıldızlı formayı giymek için burada çaba sarf ediyoruz.”

Gözelerinin iç parlıyor bizim delikanlının. Diyorum ki “Senin gibi bir uzvu eksik olan birçok ağabeyini, ablanı devlet büyükleri kabul edip alınlarından öptü; sokakta yürürken insanlar yolun kesti ve fotoğraf çektirmek için sıraya girdi. Sen de bunlardan biri olacak mısın?” Cevap: “Evet Cem ağabey, söz veriyorum.”

Sizce bitti mi? Hayır bitmedi; bitmeyecek bu hikâye.

Röportaj bitti bu arada şoför abide gözüm.

- Hani sen bizi bırakıp gidecektin ne oldu?

- Gitmiyorum ağabey, gitmeyeceğim. Ulaşım şefini aradım gelmeyeceğimi söyledim.”

Kameraman arkadaş genç, akitli çalışan bir delikanlı. Çekimler bitince şöyle bir şey söyledi.

“Ağabey sen ne güzel bir iş yapıyorsun. Eğer İstanbul’a gelirsen ve sana kamera yok derlerse izin günüm olsa bile ben seninle her türlü çekime gelirim.”

İşte bunun için yalnız değilsiniz, biz varız, kameraman arkadaşım var. O öğretmen var. Belki sizin bilmediğiniz binlerce gönlü güzel bakan insanlar var.

Biz oradan ayrıldık ama hikâye bitmedi. Belki 20 gün belki bir ay sonra tanımadığım numaradan bir görüntülü arama geldi. Ekranda bizim yakışıklı boynunda madalya göğsünde ayyıldızlı forma. Bağıra bağıra konuşuyor. “Cem ağabey, başardım! Milli takıma girdim ve ilk uluslararası şampiyonada madalyamı taktım. Bana güç veren beni destekleyen hayata bağlayan Cem ağabeyimle paylaşmak istedim bu anı” demesi beni bitirdi.

Engelli ailelere ve bireylere umut var dememin sebebi de bu aslında. Onlar için didinip duran ve gecesini gündüzüne katan bu insanların varlığı. Toplum yıllardır engelli bireyleri yavaş yavaş da olsa benimsemeyi ve onları hayatın içine almayı başardı. Belki de bizler zorlaya zorlaya bunu başardık. Tabii ki hiçbir şey tam anlamıyla mükemmel değil daha kat edecek çok yol var ama önemli olan o yolu kat edecek yol arkadaşlarımızın olması. Yalnız değiliz ve belki de hiçbir zaman olmadığımız kadar kalabalığız. Onun için umut diyorum,  gerçekten de artık umutluyum. Engelli kardeşlerimizin aktivitelere katıldıklarını sosyal yaşamın içinde olduklarını gördükçe umutlanıyorum. Müsabakalarda her gün artan sayıda sporcuyu gördükçe yüzüm gülüyor. Bizlerin topyekûn vermiş olduğumuz bu mücadele mutlaka bir karşılık bulacak ve özel çocuklarımız hayatın içinde bizler gibi, tüm farklılıkları ile özgürce var olacaklardır.